17 Mart Öncesi Ekonomi Notları…


Artık ülkemizde yaşayan herkes biliyor ki; 17 Mart 2022 Perşembe günü TCMB, PPK toplantısı kararlarını saat 14:00’te açıklayacak. Bu kararlar içinde de en fazla ilgi çekeni tabii ki politika faiz oranının ne olacağı…


An itibariyle TCMB politika faiz oranı %14. Değişik kaynaklı bilgilere göre de enflasyon oranı %54,4’ten başlayarak %123,8’e kadar değişik düzeylerde olan TÜFE sayısal değerleriyle ifade ediliyor.


Ancak gerçek hayatın içinden enflasyona TÜFE açısından bakıldığında görülen %123,8’ den de yüksek bir enflasyonun varlığı. Bunu fiilen yaşayanlar, çarşı-pazar enflasyonunun, hane halkı deyişiyle geçim zorluğunun net olarak farkındalar.


Asgari ücretin yoksulluk sınırı altında kaldığı bir ekonomide enflasyonun da bu denli yüksek olması esasen pek şaşırtıcı da olmasa gerek. Ayrıca ÜFE ile TÜFE arasındaki açılan makas, fark; gidişin Hiperenflasyon yönünde olduğunu da ifade ediyor.


Son dönem yazılarımda, artık iç içe geçmiş süreçlerde olan; enflasyon, yüksek enflasyon, Hiperenflasyon, stagnasyon, stagflasyon, slumpflasyon, taksflasyon vd., aşamalarının yaşanma riskini hep ifade ediyorum ve bu süreçlere girmemek için önlemler alınması gereğini söyleyen ekonomistler arasındayım.


Tabii bu arada maalesef ama son derece reel olarak artan CDS Primi baskısı altında özellikle uluslararası finansman çevrelerinde ülkenin kredibilitesinin yok olmak üzere olduğunu vurguluyorum.


Cari açık, TCMB rezervlerinin negatif olması, dış ticaret hacminin ve turizmin sekteye uğraması ile, yabancı yatırımların da yapılmaması nedenleriyle döviz bulmakta en çok zorlanılan ekonomi dönemindeyiz.


Bu durumda; kur-enflasyon-faiz ilişkilerinde sağlanamayan istikrar çok doğal olarak güven unsurunun gerekliliğini ve yapısal reform çalışmalarının bir an evvel başlamasını, liyakatin önemini, planlı bir ekonominin uygulamaya alınmasını lüzumlu hale getirmekte…


Artık sadece ekonomistlerin değil, herkesin bildiklerini, yaşananları, alınması gerekli önlemlerin konu başlıklarını özetle bir kere daha anımsatmaya çalıştım. An itibariyle, politika faiz oranının % bilmem ne kadar indirilmesi, ya da artırılması veya sabit tutulmasını tartışmak bana pek anlamlı gelmiyor.

Evet bunlar ekonomide son derece önemli konular ama kısa ve hattâ kısa-orta vadede çözüm olarak görülecek önlemler olmaktan çıktı.


Çeşitli denemeler, yeni kuramlar, uygulamalar, modeller ve benzeri girişimler ekonomide, ekonomi dışı faaliyetlerle yapılamaz. Yüksek maliyetle de olsa bu gerçeğin artık netleştiği kanısında ya da umudundayım…


Bu arada ekonominin talimatlarla, zabıta denetlemeleriyle, ağır cezalar ve sert söylemlerle yönetilemiyor. Serbest piyasa ekonomilerinde, dalgalı kur sistemlerinde yönetim şekli çok daha farklı platformlarda, uluslararası ilişkilerin etkileşimleriyle sürdürülüyor.


Bu şartlar altında, temel konu tek değil, kur-faiz-enflasyon ilişkisi ile de sınırlı değil…


Bütün yazılarımda gereği halinde hep söylediğim; siyaset ve inançlarla ilgili görüş paylaşmayacağım konusunu bir kere daha tekrar ederek, ekonominin siyasetten ayrı düşünülmemesi gereğine rağmen burada, yine konuyu sadece ekonomi bağlamında irdelemeye çalışıyorum.


Sorunların daha kökten çözümü, elbette demokrasi sınırları içinde, seçimde mi aranır, seçim yasasının değiştirilmesinde mi, ya da seçim barajının olması / olmaması veyahut barajın indirilmesinde midir bunu bilemem…


Buna; özgür, adil, demokratik bir seçim neticesinde seçmenlerimiz karar vereceklerdir. Bu seçim erken mi olur, zamanında mı, bilemem ama kararın seçimle verilmesi, demokratik bir karar olması gereğini tabii ki bilirim. Bunu hepimiz böyle isteriz diye de düşünürüm…


Artık bundan böyle zaman yitirmeksizin ekonomimizde yapısal reformlara geçilmesi, kaybolan güvenin yeniden kazanılmasına özen ve üstün gayret gösterilmesi, ekonominin iktisat disiplini içinde yer alan kurallarla ve liyakatle yönetilmesi, CDS Primine çok dikkat edilmesi, enflasyonla mücadelede yol alınması, enflasyon-faiz-kur üçgeninde alınacak kararların iktisat disiplini içinde kalınarak alınması son derece önemli ve gereklidir. Kaybedilecek zaman, ekonomiye yüksek maliyet olarak, hem de hızlıca geri dönecektir.


2019 yılı sonu itibariyle tüm dünya uluslarının karşılaştığı CoVid-19 pandemisi ve 2022 yılı ilk çeyreğinde, Şubat sonu itibariyle yine tüm dünyanın gerçeği olan Ukrayna-Rusya savaşının başlaması global ekonomilerde var olan kırılganlığın artmasına, tetiklenmesine ciddi anlamda negatif katkıda bulunmuştur.


Salgın ve savaş; ekonominin sorunlarının oluşmasına değil ama, oluşan sorunların ağırlaşmasına katkısı olmaktadır. Ekonomideki kötü gidişatın nedeni olmasa da savaş ve salgın, bu gidişatın ağırlaşan koşullarla sürmesinde sebeptir.


Hasan R. ARDIÇ

İstanbul, Mart'22, 15


16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

CDS Credit Default Swap Türkiye’nin CDS primi bugün 700’ler mertebesine kadar çıkış yaptı, 5 yıllık Türkiye CDS primi de 677 düzeyinde. Bu değerler çok yüksek değerler. CDS Primi 300’lere kadar bir de

Zeytin