Ara
  • Hasan Ardic

Bence bizim en büyük sorunumuz....



Bizim, diğer ülkeler gibi, topluluklarda olduğu gibi birçok sorunumuz var.


Bunu biliyoruz...


Sorunlarımız bazen diğer muadillerimizden fazla, bazen de az…


Bu günlerde fazla…


Sorunların çok çeşitli olduğunu söylemek, sanırım gereksiz…


Eğitim, kültür, trafik, etik, ekonomik, özgürlükler, iç politika, dış politikalar, vize, AB üyeliği ya da değil, vs…


Belki milyonlarca sorun, belki daha da fazla...


Bizde, ya da diğer ülkelerde…


Nerede veya kimin sorunu olmaları önemli değil…


Emin olun bu yazımda amacım asla siyaset yapmak, politik görüş bildirmek değil. Zaten hiç bir yazımda siyasete, inançlara dokunmuyorum. Benim işim değil.


Bu yazımı da böyle değerlendirirseniz hem memnun olurum hem de yazının anlaşılmasında doğru olan da budur…


Bana göre bizim, en fazla ciddiye aldığım, en çok önemsediğim sorunumuz; ülkesel çerçevede, beyinsel anlamda kurumsal olmamak…


Yıllarca yazılarımda, çalışmalarımda, yönettiğim ya da katıldığım panellerde, üniversitelerde yaptığım konuşmalarda, yazdığım raporlarda; sürekli, inanarak şirketlerin kurumsallaşmalarının gerekliliğini, yararlarını, firma kalıcılığında ve geleceğinin belirlenmesinde kurumsallaşmanın önemini anlatmaya çalıştım.


Ama bugün, bu yazımda anlatmaya çalışacağım kurumsallaşmak bu değil…


Biraz farklı, biraz daha geniş bir yelpazeden bakışlı buradaki görüşlerim…


Kurallara uyma konusunda kurumsallaşmadan, herkesin kurallar karşısında, aynı yasalar karşısındaki gibi eşit olmasının gerekliliğinden, ayrıcalıklı olmanın gerçekten gerekmediğinden bahsetmek istiyorum…


Bilirsiniz, eskiden daha fazla kullanılırdı;


“Sen, benim kim olduğumu biliyor musun?”


Özellikle memur olarak hayatını kazanan insanlar da kurumlarını yönetenlere tam olarak güvenmediklerinden belirli bir çekingenlik duyar, ihlâl edilen kuralın cezası veya uygulaması konusunda adil olmayan, engin bir tolerans göstererek bir hata da onlar yaparlardı. O günlerde, belki kısmen hâlâ;


“Haritadan yeni görev yeri seçmek istemezlerdi”


Benzer yolda bir başkası;


“Ben doktorum”, “Ben savcıyım”, “Biz Sivaslıyız”,

“Ben milletvekiliyim”, “Babam .. falancanın sağ koludur”

gibi vs vs…


Bırakınız bunları bi kenara...


İster doktor olun, ister ekonomist, ister savcı olun ister mühendis, ister Sivaslı olun ister Malatyalı, ya da Çorumlu, ister milletvekili olun ister manav, şu sağ kol sol kol olmayı da bir kenara bırakın ve ne olursanız, nereli olursanız olun (Hepsi başım üzerine) ama lütfen kurallara uyanlardan olun.


Bu kadar basit, bu kadar sade ve net…


Alkol kullanıyorsanız araç kullanmayın, kadına asla şiddet uygulamayın, çocukları asla suistimâl etmeyin, sıraya girmeniz gerekiyorsa girin, maske takmanız gerekiyorsa takın, vergi vermeniz gerekiyorsa verin gibi milyonlarca konuda; ayrıcalık istemeyin, “Torpil” talep etmeyin, hakkınıza razı olurken ne hak yiyin ne de hakkınızı yedirin…


Buradan tabii olarak son dönemde üzerinde çok fazla konuşulan bir anlamdaş konuya, liyakat konusuna geçmek istiyorum…


Tarihin her döneminde liyakatsiz insanların ne yanlışlar yaptıklarını hep gördük, görüyoruz ve de göreceğiz, muhtemelen bizden sonraki nesiller de maalesef görecekler gibi…


Ben de diyorum ki; artık liyakatsiz kişilerin liyakat gerektiren işlerde olmaması yönünde birlikte hareket edelim, liyakat sahibi kişileri sahip oldukları bilgi, beceri, deneyim, eğitim ve uzmanlık alanlarına göre değerlendirelim.


Olmaz mı?


Olur.


Oluyor mu?


Olmuyor.


Neden?


Bilmiyorum…


Kendimden örnek vereyim ki kimse alınmasın. Ben pilotum. Lisansımın izin verdiği uçak(ları) kullanırım. Bana navigasyon bilirim diye gemi verirseniz olmaz; o gemi ilk problemde batar… Müzik yeteneğim ve bilgim maalesef tam bir sıfırdır, şarkı söylememi isterseniz o ortamı on saniyede terk etmeniz gerekir. Şarkının henüz başındayız, belki düzelir derseniz kakafoni katlanarak artar…


Bunun gibi, insanların ilgi, bilgi, beceri, eğitim ve yeteneklerine, deneyim ve önceki çalışmalarını da dikkate alacak şekilde topluma verebilecekleri yararın olduğu konularda çalışmaları şart ve de şarttır…


Yakın zamana kadar, önceki yıllarda ve belki de hâlâ, patronun oğlu ABD’deki eğitimini bitirip yurda, aile işletmesine döndüğünde, derhal yönetim kurulu üyesi ya da genel müdür olarak işe başlardı.


Buyrun işte; diploma var, ilgi var, çok taze (deneyim eksikliği) bilgi de var. Bu liyakat sahibi olmak için gerekli koşulları sağlamış görünse de, gerek şart tamam olsa da yeterlilik şartı olan deneyim eksikliği liyakatin tam karşılığını vermiyor…


Aynı, yazımda bahsettiğim gibi Sivaslıların, Malatyalıların, Çorumluların bana kızmamaları gerektiği gibi, gençler de bana kızmasınlar. Deneyim asla yadsınamayacak bir liyakat unsurudur.


Şöyle bir düşünelim;


Liyakat sahibi insanlar, fırsat eşitliği koşullarında liyakatlerine uygun alanlarda hizmet verseler, herkes yine aynı eşitlikte ayrıcalık talep etmeksizin yasalar ve sosyal ya da yazılı kurallara tam olarak uysa…


Yani her şey;


Adil, liyakatli, etik, kurallara uygun, kurumsal, eğitim doğrultusunda, bilimin gerekleri paralelinde yürüse…


Bu hafta sonu, çok takdir ettiğim bir test yapıldı. Yardımsever gönüllü çocuklarımızın, yardıma ihtiyacı olanlara, ne kadar cömert davrandıkları gözlemlendi, saptandı ve sosyal medyada da yer aldı.


İşte böyle muhteşem bir insan hamuru, gönlü bol, cömert, iyiliksever insanlar topluluğu bir de yukarıda anlatmaya çalıştıklarımda firesiz bir araya gelebilselerdi…


Ne güzel olurdu…


Bugüne kadar olamadı…


Bundan sonra olur mu?


Belki…


Umudu yitirmemek, çok çalışmak lâzım…


İşte o zaman, ancak…


11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Şöyle bir, duruma bakalım...

Son birkaç aydır hayatın içinde bizde değişen bir şey yok gibi… CoVid-19’ dan başlayalım… CoVid-19, CoVid-21 (!) oldu… Bu gidişle devam da edecek… Temmuz ayında belirtildiği gibi, vaka ve kayıp sayıla