Ara
  • Hasan Ardic

Bugünlerde...



Herkesin kafası karışık…


Bir taraftan CoVid-19, diğer taraftan ekonomi…


TCMB aylık Para Kurulu toplantısında politika faiz oranını değiştirmedi, aynı bıraktı…


Piyasalardaki beklentiler farklı olsa da aralarında büyük ayrım yoktu. Bir kısım ekonomistler 175 baz puan, başka bir kısım ekonomistler de 200 baz puanlık bir politika faiz baz puan artışı öngörüyorlardı…


TCMB sürpriz bir kararla beklenti içindekilerin öngörülerini boşa çıkardı… Politika faiz oranını %10,25 olarak sabit tuttu…


Enflasyonun TÜİK verilerine göre %11.77 olarak duyurulduğu bir ekonomide politika faizini şimdilik, en az iki ay için bile olsa 10,25 olarak sabitlemek;


  • Enflasyonu düşürmez.

  • Dolarizasyonu artırır.

  • Bu koşullar altında yabancı yatırımcı risk almaz. Kaldı ki yabancı yatırımcıların bir kısmının daha pazarı terk etmekte olduğu medyada yer almaktadır.

  • Alınan diğer ekonomik önlemlere de bakıldığında; cari açık, bütçe açığı vb ekonomik göstergelerin ve gerçeklerin değiştirilmesi İktisat Disiplini açısından an itibariyle ve sadece faizlerle ilgili değildir.

  • Çarşı-Pazar enflasyonu denilen halkın yaşadığı reel enflasyon %35’lerin üzerindedir. Bazı kaynaklara göre %40+ dur.


(Bazı ABD’li ekonomistler %34 olarak hesaplamaktadırlar.)


  • Üretim, ihracat ve turizm gelirleri ülkemiz için çok önemli gelir kaynaklarıdır. Bu gelirler bugünlerde neredeyse dip yapmak üzeredir. Önlem şarttır. Kaldı ki bugün bu önlemler en mükemmel şekilde alınsa, CoVid-19 pandemisi kontrol altına alınsa bile, sonuç almak yıllara baliğ olacaktır.


(Örneğin tarım politikası, bugün en olumlu değişikliğe uğrasa bile, tarladaki ürünün

sonuç vermesi için zamana ihtiyaç olduğu gibi…)


  • TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranının altında politika faizi belirlemek piyasalarda gizli faiz oranları oluşmasını tetikler.

  • TL’de likidite sıkışıklığı kaçınılmaz olur..

  • Örtülü faiz politikası TCMB için herhalde doğru bir tercih olmasa gerektir.

(Önce enflasyon düşürülebilseydi, müteakiben faizlerin düşürülmesi, daha olumlu

sonuçlar verirdi.)


Hani her şey hayatın olağan akışı içinde gitse, bir yerde ortak bir çözüm bulunur, uygulanır diyeceğim ama; diğer taraftan da küresel sağlık krizi, CoVid-19 pandemisi, tüm dünyada felâket hâlini aldı, artarak devam da ediyor.


Yani ortada gerçek anlamıyla bir olağanüstü hâl var…


Bunlara ilâveten kim ne derse desin ABD Başkanlık seçimi çok yakında yapılacak.


Tarih; 3 Kasım 2020 Salı…


Bu seçime yaklaşılan günlerde, propagandalardaki tansiyonun yükselişine paralel olarak yabancı kaynaklı yatırımcıların, başka ülkeleri bilemem ama benim ülkeme yatırım yapmaları risk hesaplamalarına göre negatif…


Esasen bu durum ABD Başkanlık görevinin teslimine kadar da devam edecektir. Biden ya da Trump, hangi aday seçilirse seçilsin esasen bizim için çok da fark etmeyecek…


Yani 3 Kasım ABD seçimleri global ekonomilere etkili olacak sonuçları da beraberinde getirecek...


Bütün bunları vatandaşımız gayet iyi biliyor, hızla öğreniyor; çünkü bizzat yaşayanlar onlar…


Sokakta mikrofonu herhangi bir vatandaşa uzatın size ekonomi dersi versin, CoVid-19 hakkında da konuşsun, ABD seçimleri hakkında da…


Özetle boş yok…


Zaten bilirsiniz bizde herkes; tıpçı, eczacı, iktisatçı, siyasetçi, futbol otoritesi, pilot vs., olarak doğar, yaşar…


Ne bu son cümlemi, ne de aynı diğer bütün yazılarımda olduğu gibi burada da kimseyi, hiçbir grubu, kişiyi ya da kurumu ve benzeri, kimseyi eleştirmiyorum. Dünyanın sayılı iktisat fakültelerinden birini bitiren lisanslı bir ekonomist olarak; okuduklarımı, öğrendiklerimi, takip ettiklerimi, bilimin gereklerini izleyerek kendimce yorumlamaya gayret ediyorum.

Ama bu defa durum farklı; hem küresel olarak, hem de ülkeler anlamında durum; çok farklı…


Tüm ülkelerde yaşayan tüm insanlar için farklı...


Önce sağlık, ama hemen yanında ekonomiyi birlikte yönetmek çok önemli. Burada yönetmek derken, günlük hayatta kullandığımız anlamda; manage etmek, bireysel olarak ya da household anlamında, idare etmek gereğinden bahsediyorum.


Bu zor ve giderek de zorlaşacak…


Bunu biliyoruz…


Gayet de iyi biliyoruz...


Ama aynı uzun yıllardır beklediğimiz deprem için önlem almakta geciktiğimiz gibi, burada da benzer davranış biçimini sergiliyoruz…


İktisadî anlamda, elbette bir çok öneride bulunmak mümkün…


Ama lütfen dikkat buyurun; bugünlerde bir çok önemli iktisatçı artık bu konularda, eskiden olduğu sıklıkta yazmıyor, konuşmuyor…


Sanki bir kanıksama, sanki bir kabullenme var gibi...


Bir bekleme süreci yaşar gibi bütün ülke…


Bu; dün de böyleydi, bugün de böyle ve büyük olasılıkla yarın da böyle olacak gibi görünüyor…


Sağlığımıza dikkat etmek koşuluyla; çok çalışmak, tasarruflu davranmak, üretmek, ihraç etmek, sanayideki kullanım kapasitemizi artırmak, cari açığı azaltmak, işsizliğe çare bulmak, bütçe açığını kapatmak, dış ilişkilerimizi toparlamak, yabancı para birimleri karşısında TL’nin değerini önce artırmak ve sonra da muhafaza etmek durumundayız…


Beklemek olmamalı…


Yapabilir miyiz???


Zor...


Umutsuz muyuz?


Hayır…


Zor olsa da yapabiliriz, umudumuzu kaybetmeden, çalışarak, birlik ve beraberlik içinde yapabiliriz. Hem sağlıkla hem de ekonomi ile uğraşabilir, koşulları lehimize çevirebiliriz…


Hepimize kolaylıklar...


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör