Ara
  • Hasan Ardic

CoVid-19, önce tıpta şimdilerde de ekonomide gündem...


EKONOMİYE ŞÖYLE BİR GÖZ ATTIĞIMIZDA…



Bu yazının amacı tabii ki ekonomi bilgimi göstermek değil, hiç kimseye ders vermek değil, kehanetlerde bulunmak; hiç değil !


Amaç şu;


Bugünlerde herkes;


TV kanallarında, sosyal medyada, gazetelerde ekonomi hakkında birçok şey söylemekte…


Tabii ki bu serbest…


Ama bizde bir israf ve abartı var, biliyorsunuz...


Örneğin:


Deprem olur;


Her TV kanalında sayısız deprem uzmanı, sınırsız profesör, kanaat önderi vs çıkarlar ekrana ve ne kadar derin bilgi sahibi olduklarını kanıtlamaya çalışırcasına anlatırlar, anlatırlar, anlatırlar...


Salgın hastalık olur;


Yine bütün TV kanallarında, uzmanlığı bu konuda olsun-olmasın yine birçok profesör bütün bildiklerini anlatır, sair kişiler de bildiklerini dökerler...


Her neyse;


Sonra birbirlerini yalanlarlar, tartışmalardaki ses desibeli gürültü kıvamına gelir vs…


Ben tüm gerçek bilim insanı olan bütün profesörlere, gerçek anlamda bilimsel uzman olan bütün uzmanlara, bir konuyu bilerek, doğrulanmış bilgilerle çalışan ve bildiklerini paylaşanlara her zaman saygı duydum, hep de saygı duyarım…


“Ekonomiye şöyle bir göz attığımızda” derken yazmak istediklerim, en anlaşılabilir biçimde yakın ve orta vadede makro ekonomide, ulusal ve uluslararası plâtformlarda karşılaşmamız kuvvetle olası durumları en anlaşılabilir şekilde ortaya koymaya çalışmaktan ibarettir...


Hepsi bu...


İsterseniz şöyle, önümüzdeki yakın vadeyi birlikte bir yaşayalım, hâyâl edelim…


Varsayalım, diyelim ki; CoVid-19 pandemisi bitti…


Önce bu pandemiyi ağır yaşayan ülkelerden, kentlerden başlayarak, sokaklar, caddeler, marketler, havalimanları, AVM’ler, stadyumlar, sinemalar, tiyatrolar, eğlence yerleri vb diğer yerler, yavaş yavaş değil, hızla eski haline dönmeye başlayacak…


Yönetenler ve hekimler insanları bir süre daha tedbirli davranmaya davet edecekler, kalabalıkların yoğunluğunu azaltmaya çalışacaklar.


Ama dinleyen olacak mı?


Genelde; Hayır !!


Belirli kültür ve disiplin altında yaşamaya çalışan, CoVid-19 etkisini ağır taşıyan uluslar dışındakilerde bu patlama olacak…


Bunu bir şekilde doğal karşılayacağız, aşırı sabrın sonu olarak göreceğiz...


Global olarak, devletlerin her birinin kendi makroekonomik yapılarına bakıldığında talep patlaması olacak…


Arz yeterli olmadığından, stoklar; özellikle temel tüketim ürünlerinde, gıda başta olmak üzere, tükendiğinden fiyat artışları günlük hayatı tabii ki çok etkileyecektir.


Bu etkileşim de pozitif bir etkileşim olmayacaktır.


Bu durumda zaten; sadece piyasalardaki arz-talep dengesi / dengesizliği değil, kredi kullananların bankalara kredi ödeme dönüşlerinin yapılamaması, enflasyonun özellikle çarşı-pazardaki reel enflasyonun, öngörülenden giderek uzaklaşması, makasın açılması bunun yanı sıra hasarı atlatmak amacıyla da olsa emisyon hacminin artması, yani para basılması kısa vadede piyasaları daha da belirsizleştirecektir.


Yine gayet iyi bilindiği gibi böyle bir durum, TL üzerindeki kur baskısını arttıracak, TL devalüe edilmek durumunda bırakılacaktır…


Diğer seçenek tercih edilirse, yani uluslararası kredi kuruluşlarına borçlanma konusu uygulamaya alınırsa, genelde IMF kredilendirmelerinin de etkilerinin başında TL’nin devalüe edilmesi ve iç borçlanma faizlerinin de, kredi ve mevduat faizlerinin de artırılmasıyla karşılaşılacaktır.


Bunlar geçmişte karşılaştığımız olağan ekonomik durumlar, oluşumlardır.


İktisatçılar kendi aralarında tartışıyor olsalar da, meslektaşlarımın genel kanısı, iktisat teorileri, artan enflasyonun istihdam hacmini düşüreceği yönündedir. Genelde enflasyon ile istihdam ters çalışır...


Malum olduğu üzere ve de anlaşılmış olduğu gibi, resesyona doğru gidiş, stagflasyon (Stagnation + İnflation = Stagflation) kısa vadedeki en özet ekonomik durum anlatısıdır.


Enflasyon altında durgunluk…


En korktuğum…


Çözümü zor ve zaman alıcı bir iktisadi sorun…


Elbette kurtulunması, çözümlenmesi, normale dönmesi olanaksız değil…


Tabii ki burada, tarım politikalarından, başta ABD olmak üzere tarım piyasalarındaki ekonomik hareketlerden, ulusların gereksinimlerini kendi olanakları ve dış pazarlardan sağlamalarından, bankacılık uygulamalarından ve para politikalarından, kur dengelerinden, FED ve ECB faizlerinden, ihracat, ithalat ve transit ticaretten biraz da sayısal olarak, hâttâ grafiklerle göstererek bahsetmek yerinde olacaktır…


Her biri ayrı bir yazı konusunun da fazlasında olan bu konuları izninizle biraz daha ileriye bırakalım.


CoVid-19 bittiğinde iki basit saptama olacaktır ki bunu bugünden öngörmek zor değildir.


1- Yaşam tarzımız değişecektir. En azından önümüzdeki birkaç yıl için, orta vade sayılabilecek bir süreye geçişe kadar, yaşam tarzımız değişecektir.


2- Değişen yaşam tarzımız, alışkanlıklarımızın ve hacimlerimizin; tüketim hacmi, tasarruf hacmi, istihdam hacmi vb… değişimine neden olacaktır.


Üstelik bu sadece bizde değil, tüm uluslarda olacaktır.


Belki daha önce, belki daha sonra, belki daha az ya da daha çok…


Ama olacaktır…


Bunları birlikte öngörebiliyoruz değil mi?


Evet…


İşte o zaman;


a.) Uluslararası kredilendirme şirketlerinin de düzenlemekte olduğu çerçevede IMF'den kredi alınması


veya


a’.) TCMB’nin TL emisyon hacmini hızlıca artırması (Para basmak)


kaçınılmaz olacaktır.


b.) Emisyon hacminin arttırılması, likidite gereksinimini karşılarken diğer taraftan da enflasyonist baskının artması, özellikle çarşı-pazar enflasyonu dediğimiz reel sektör enflasyon oranının, TÜİK vb otoritelerin yıllık enflasyon tahminlerini hızlıca aşacak ve revizyonu zorunlu hâle getirecektir.


b’.) İç piyasa faizleri, bankalar arası günlük repolar artacaktır.


c.) Bu durumda TL üzerindeki kur baskısı artacak ve en kısa zamanda TL’nin uluslararası dolaşımda devalüe edilmesi gerekecektir.


c’.) Bu durumda da alınan IMF kredisinin geri ödeme terminlerinde, ana paradan önce, kural olarak da, faizin alınmasını dikkate aldığımızda, geri ödemelerde rötar mecburen olacaktır.


c”.) Bu da özellikle kredi veren kuruluşun talep edeceği ağır tasarruf önlemleri paketlerinin gündeme getirilmesi şeklinde realize olacaktır.


d.) Konunun iç-dış platformlardaki politik süreçlerini, iktidar ve muhalefetin karşılıklı tartışmalarını, sendikaların taleplerini, grev / lokavt risklerini bir kenara bırakmak tabii ki asla mümkün değil.


Biz iktisatta çok kullandığımız ceteris paribus yani diğer tüm koşullar aynı kalmak şartıyla, bir an için siyaset ve siyasi tarafı bir kenarda dondurulduğunu varsayalım.


Karşımıza ilk çıkacak kavram, yine enflasyonist baskı altında ekonomideki durgunluk sorunu olacaktır.


Şimdi burada hiç kimse iktisatçıları karamsar tablo çizmekle suçlamaya kalkmasın lütfen…


Bu haksızlık olur…Nasıl ki CoVid-19 salgınının çıkmasından tıp doktorları sorumlu tutulamazsa, benzer şekilde bu tür iktisadi durumların da ortaya çıkmasından ekonomistleri sorumlu tutmamak gerekir...


Virus sürecinde tıpçılar gerçeği söylediler,

süreç sonrası için de iktisatçılar gerçeği öngörüyorlar…


Örneğe şöyle devam edelim;


Nasıl ki tıpta CoVid-19 için çare aşı bulunmasında aranıyor, aşı bulunana ve olumlu sonuçlar alınana kadar bekleme süreci gerekiyorsa, benzer şekilde kriz bitiminde, kriz sonrası (Pandemi sonrası) ekonomik çareler için de seçenekli önlemler olacak ve bu önlemlerin vereceği sonuçları bekleme süreci yaşanacaktır.


Bu karamsarlık falan değil; tam anlamıyla gerçekçiliktir…


Ciddiye alınması, en az tıbbî olaylarda olduğu ölçüde ciddiye alınması gereken bir durum olarak algılamakta fayda vardır.


2C önemli…


Tıptaki Canımız ile ekonomideki Cüzdanımız, yani 2C yanarsa üzülürüz.


Üzülmemek için önlemler almalı ve bu önlemlere de uymalıyız…


Son olarak ne tıptaki ne de ekonomideki CoVid-19 Pandemasına ilişkin hiç bir şey şahsi değildir. Nasıl pandemi sırasında virusu bulaştırmamak ya da almamak için genel sterilizasyon oluştuysa, ekonomik olguda da riskin büyümemesi, kontrol altına alınabilmesi için benzer uygulamaları ciddiye alırsak, aynı virüsten kurtulunabilineceği gibi, ekonomik olumsuzluklarından da kurtulunabilinir.


Tıpta en çok karşılaşılan nasıl ki


“Bana bir şey olmaz” ise,


Ekonomideki benzeri de


“Ben hallederim, bakarız”


tehlikesidir…


Aman buna kapılmayalım...


42 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Şöyle bir, duruma bakalım...

Son birkaç aydır hayatın içinde bizde değişen bir şey yok gibi… CoVid-19’ dan başlayalım… CoVid-19, CoVid-21 (!) oldu… Bu gidişle devam da edecek… Temmuz ayında belirtildiği gibi, vaka ve kayıp sayıla