Ara
  • Hasan Ardic

Ekonomi Notları, Şubat 2021


Şubat 2021 Sonuna Doğru Ekonomide Durum



Yakın zamana kadar, TCMB Politika faizi %15, hattâ %17 lere yükseltilmeden önce, TCMB PPK Aylık Olağan Toplantıları takip ediliyor, bekleniyor ve tahminler yapılıyordu.


%17 ve sonrasında izleyici sayısı azaldı. Bundan şunu çıkarmak uygun mu pek bilemiyorum ama galiba piyasalar var olan durumu bir miktar kabullendi. Pek bir beklenti yok gibi şimdilik. (Bu paragraftaki cümleler tamamen kişisel gözlem ve öngörüler olup, matematik ve belgelere dayalı bir çalışmanın sonuçları değildir.)


18 Şubat 2021 Perşembe günü TCMB, politika faizlerini sabit tuttuğunu açıkladı. Ekonomi gündemini oldukça yakından izleyen biri olarak, faizin sabit tutulmasının piyasada pek bir reaksiyon almadığını kolaylıkla söyleyebilirim.


Genel beklenti de çoğunlukla zaten bu yöndeydi. Belki bir puanlık artış bekleyenler vardı ama bu beklenti minöritede kaldı.


TCMB, öngörülen enflasyon oranı ile, reel piyasalarda gerçekleşen enflasyon oranı arasındaki farka itibar edecek gibi mesajlar veriyor. Sıkı para politikasını yılın en azından son çeyrek dilimine kadar sürdürmesi, fiyat istikrarının sağlanması ve %17 olan politika faizini sabit tutma tercihi TCMB’nin söyleminden çıkarttıklarımız.


Büyük olasılıkla Nisan ayında enflasyondaki olası artışın derecesine göre TCMB politika faizini, beklenen enflasyonla reel enflasyon karşılaştırmasına göre yapacağı mesajını veriyor… Aslına bakarsanız, Merkez Bankaları, öngörüde bulunmazlar, mesaj da vermezler, hedef belirlerler ve belirlenen hedefe uygun para politikaları geliştirilmesini tavsiye ederler.


ABD Doları, son altı aydır ilk defa 7,00 TL bandının altına indi, ama bunun ne kadar süreceği bilinmediği gibi, daha da alt seviyeleri test edecek mi henüz bir öngörü yok. An itibariyle ABD Doları global piyasalarda değer kaybeden seyir içinde...


Dolarizasyon henüz tersine dönmedi. Yanlış takip etmediysem; şimdilik, yani $ 7 TL altına indiğinden beri TCMB, $ alımına gitmedi.


Tekrar edersek; döviz kurlarının belirlenmesi sadece politika faizi desteği ile mümkün değil…


Döviz kurlarının belirlendiği bir masada daimi olarak bulunmak, sandalye sahibi olabilmek için;

* Ülkenin, yabancı yatırım girişleri ile, yabancı sermaye varlığının olması,

* Ülkenin turizm gelirlerinin sürekliliği,

* Ülkenin ihracat gelirlerinin sürekli olması

gereklidir.


Bu koşullar altında, “Dengeler” e de bakarsak;



Açıklamalar (Milyar TL)

2018 2019 2020


Bütçe Dengesi -72,6 -123,7 -172,7

Faiz Dışı Bütçe Dengesi 1,3 -23,8 -38,7

Dış Ticaret Dengesi -40,8 -16,1 -34,5

Cari İşlemler Dengesi -20,7 8,7 -35,2


Kaynak:

(Maliye ve Hazine BK., TCMB, TÜİK, BDDK)

Dr. Mahfi Eğilmez Hocamızın yazısından aldığım tablo yukarıdaki şekildedir.


Hiç bir yorum yapmaya gerek olmadan tabloya bakıldığında döviz kurları ve enflasyon düzenlemelerinin sadece politika faizi belirlemekle yapılamadığı nettir.


Sıkı para politikası uygulanacağı, fiyat istikrarı sağlanacağı söylemleri, henüz düşük düzeyde de olsa, güven unsuru özellikle Bakanlık ve TCMB Başkanlığı nezdinde yeniden oluşmaya başlamıştır.


Dünya Gazetesinin, Fitch’in Türkiye notunu “BB-” olarak belirlemesi, kredi not görünümünü “Negatif” ten “Durağan” a revize etmesi haberi de, global finans kurumlarında güven kazanıldığı şeklinde yorumlanıyor.


Bilindiği gibi FED, tahvil faiz oranlarında artışa gitti. Bu durum da piyasalarda yerini bulacak, durumu takip etmekte yarar var.


Bu arada, başta Almanya olmak üzere birçok ileri ekonomideki PMI verileri açıklandı. Yurt dışı PMI fiyatlarında artış var.


Bizdeki yükselen enflasyon, artan işsizlik, azalan istihdam hacmi nüfusun önemli bir çoğunluğunu ciddi boyutta zorlarken, CoVid-19 salgını da tüm dünyada olduğu gibi süregelmekte…


CoVid-19 gerekçeli olarak, her ne kadar geçici süreli çalışma süresi 31 Mart 2021 tarihine kadar (son kez) uzatılmış olsa da, Nisan itibariyle yeni işten çıkarmalar beklenmekte… (Bu koşullar altında Nisan ayı içinde enflasyon oranında artış beklenmesi de enteresandır.)


Burada tabii ki yukarıdaki tablo içinde yer alan işsizlik ve enflasyon (ÜFE, TÜFE) oranlarını vermek olanaklı. Ancak beklenen enflasyon ile reel enflasyon oranları farklılık gösteriyor.


2020 yıl sonu itibariyle öngörülen TÜFE ve ÜFE oranlarını daha şimdiden revize etmek gerekirken 2021 tahminleri için realizasyonu tutarlı olarak kestirebilmek daha da zor görünüyor.


Vadesi gelen dış borçlar, cari açık vb makro ekonomik verilere bakıldığında, kısa vadede IMF ile çalışmak gereği hasıl olacak görüntüsünü kuvvetlendiriyor... Sonuçta bu, ekonomi yönetiminin tavsiyelerine göre kabinenin alacağı bir karardır. Piyasalardaki işaretler IMF görüşmelerinin başlamak üzere olduğu izlenimini vermekte…


IMF Türkiye Masası Şefi D. McGettigan, “Kredibilitenin iyileşmesini sağlayan politika değişikliği enflasyonu da kademeli olarak düşürecek” derken, IMF Türkiye Kıdemli Daimi Temsilcisi B. Kelmanson da “Türkiye’nin 2022 itibariyle büyüme hızının %3,5 potansiyeline dönmesini tahmin” ettiğini ifade ediyor. (Kaynak CNN Türk, Cumhuriyet Gazetesi, Anadolu Ajansı)


Bu görünümde uzun zamandır gündemde olmayan, IMF’nin Türkiye ekonomisine bu ilgisinin de nedensiz olduğunu düşünmüyorum. (Bu sadece tahmin… Ama şimdilik…)


Bu arada www.perakendedebuhafta.com blogumda yazdığım 9 Aralık 2020 tarihli yazımı, “IMF nedir, ne değildir” başlıklı çalışmamı okuyabilirsiniz. (Oldukça ayrıntılı bir çalışma)


Tabii bu noktada bir kere daha hatırlatmakta fayda var; özellikle başta IMF olmak üzere kredi veren kuruluşlar genelde ağır ekonomik önlem paketleri ve denetleme koşullarını da getirmektedirler.


Prof. Dr. Korkut Boratav, 19 Şubat 2020 (Bugün) soLHaber’de yazdığı “2020 de Ekonominin Dış Dengeleri” başlıklı yazısında ve Kasım 2020 de yazdığı diğer bir yazısında da dış kredi kullanımı, özellikle IMF konusunu değerlendirmiştir…


Özetle; Boratav Hocamız;


“IMF’in beklediğini, bir IMF reçetesinin de beklendiğini belirtmektedir. Tercihan IMF kredileri ve denetimiyle, IMF olmazsa sıcak para spekülâtörlerinin izlediği Fitch, Moody’s gibi kurumların gözetiminde… Bu durumda kemer sıkma ve ekonomide küçülme, iki yıllığına göze alınmak koşuluyla… O dönemde Hazine ve Maliye Bakanının görevden ayrılmasını müteakiben göreve gelen yeni ekip, IMF’siz IMF reçetesi söylemi ile göreve başladı.”


şeklinde bir değerlendirme yapmıştır.


Şubat 2020 ikinci yarısında ekonomide durum yukarıdaki şekildedir. Yakın vadede, Haziran sonu ama daha daha gerçekçi olarak Temmuz ayında enflasyonda düşüş beklenebilir. Aksi bir durum olmadıkça özellikle gıda maddeleri fiyatlarındaki olası mevsimsel düşüşler bu görüşü destekleyecektir.


Ancak satın alma gücünün düşmesi ve bilhassa Nisan itibariyle işten çıkarmaların olması, yani işsizliğin daha da artması, beraberinde ekonomik sorunların ağırlaşmasına yol açacaktır.







11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Şöyle bir, duruma bakalım...

Son birkaç aydır hayatın içinde bizde değişen bir şey yok gibi… CoVid-19’ dan başlayalım… CoVid-19, CoVid-21 (!) oldu… Bu gidişle devam da edecek… Temmuz ayında belirtildiği gibi, vaka ve kayıp sayıla