Ara
  • Hasan Ardic

Ekonomi Notları / Mart'21, 24


2021 Mart ayında, birçok değişikliği son derece hızlı, hattâ neredeyse tümünü hafta sonunda yaşadık.


Perşembe günü TCMB PPK politika faizini beklenenin de üzerinde 200 baz puan artırdı, böylece faiz oranı %17 den %19 a çıktı.


Piyasalar Merkez’in bu kararını esasen satın aldı, olumlu karşıladı. TL, ABD Dolarına karşı az da olsa değer kazandı.


Cuma günü Uzakdoğu Borsaları kapanırken ve ABD borsaları da henüz işleme başlamadan açıklanan bir kararname ile Merkez Bankası Başkanı görevden alındı.


Türkiye İstanbul Anlaşması’ndan çekildi.

Merkez Bankası yeni Başkanı atandı.


Görüldüğü gibi hızlı, yüksek devinimli bir hafta sonu oldu. Bütün gözler Pazartesi sabahı borsa açılışına çevrildi. Bu arada Uzakdoğu borsalarında erken saatlerde ABD Doları = 8,41 TL'den işlem gördü.


BİST 1.580+ düzeyinden geriledi ve bazı dramatik değişiklikler nedeniyle İstanbul Borsası iki kez durduruldu. Bu arada ABD Doları 7 TL nin büyük küsurlarında, hattâ bir ara 8 TL'den işlem gördü.


Piyasalarda, özellikle dış piyasalarda zedelendiği belirtilen güven, bir ölçüde kazanılıyor gibi görünürken bütün bu hızlı değişimler sonucunda; kazanılanı da, var olanı da, para piyasaları açısından yorumlanınca yok olduğu sonucunda mutabakata varıldı.


Bu durumda yerli ya da yabancı yatırımcıların yeni yatırım yapmaları olanaksız olurken, yabancıların çıkma girişimleri olsa da, alıcı bulunmaması nedeniyle bir süre için dondu.


Muhalefet partilerinden TBMM Grup Toplantılarına kadar dikkat çekici bir reaksiyon gösterilmemesi, yorum yapılmaması da enteresan karşılandı.


Birkaç maddelik çözüm önerileri ve her zaman yapılan eleştirilerin tekrarlanması ile herhalde durum değerlendirmesi için zaman kullanımına gidildi.


Belki bir kere daha hatırlamakta yarar olabilir; faiz – kur ilişkisini sadece bu ikili arasında yorumlanmamalıdır. An itibariyle faizlerin artırılması karşısında TL'nin değer kaybı kısmen durdurulabilirse de, güven ve istikrar, enflasyon ve ekonomi parametrelerinin de ne derece önemli olduğunun artık görüldüğü gerçeği kabul edilmelidir.


TCMB verilerinde 2011 Şubat ayı TÜFE değeri %4,16 iken, 2021 Şubat TÜFE değeri %15,61 olarak gösterilmektedir.


Tabii bu arada, piyasalardaki reel sektörlerde yaşanan enflasyon oranının farklı olduğu bilinmekte, yaşanmaktadır. Benzer şekilde TÜİK tarafından %13,2 olarak açıklanan işsizlik oranının da gerçek hayatla arasında ciddi farklılık vardır.


TCMB ve TÜİK verilerinden alarak sayfada yer verilen bütün bu sayısal değerler çerçevesinde tekraren söylenebilecek hususlar;


Mevduat faizleri enflasyonun üzerinde olmalıdır ki, bankalar mevduat toplayan bilsinler, hane halkı birikimini, yatırımını döviz yerine vadeli-vadesiz hesaplarında değerlendirsin. Bu kapsamda döviz kuru-faiz oranı ilişkisi gayet açıktır.


Ancak bu durum doğallıkla bankaların kredi faiz oranlarını artırmaları anlamına de gelmektedir. Bu hususa özen gösterilirken enflasyonla da mücadele ve fiyat istikrarı konularında başarı göstermek zor olsa da gereklidir.


CoVid-19 salgınının devamı, alınan önlemlerin ve aşılamanın henüz yeterli olmaması, hastalığın artışına ve ekonomik dengelerin de bozulmasına yol açmaktadır.


Bütün bu sorunların çözümlerini öncelikle ekonominin kendi matematiğinde aramak gerekir, ancak ve elbette ekonomiyi siyasetten çok fazla ayırmak da olanaklı değildir.


Belki de gereğinden fazla siyasi tartışmalara girmeden IMF ile yeniden olumlu bir işbirliği ortamı yaratmak yararlı olabilir. Bu ekonominin kuralları içinde bir seçenektir.


IMF ile ilgili daha geniş nitelikli bir yazımı, 9 Aralık 2020 tarihinde www.perakendedebuhafta.com ve LinkedIn’de yayınladım, okumanızı öneririm.


Sonuç itibariyle IMF, uluslararası bir fondur ve WB Dünya Bankası gibi bir kuruluştur. Ancak IMF süreçleri kredi alan tarafın sıkı ekonomik denetimi ve ağır koşullardaki politikalarına uyumunu gerektirir.


Türkiye IMF ile geçmişte çalışmış, birçok sıkıntılı çözüm koşullarına katlanmış, ancak sonuçta da elde etmek istediğine bir şekilde erişmiştir.


IMF ile beraber aranan çözümlerin getireceği koşular ağır olsa da; mevsimsel enflasyondan arındırılmış işsizliğin %12,2 bununla beraber 2021 TÜFE %15,61 Ocak itibariyle dış borçların 262,2 milyar $ olduğu ve cari işlemler açığı ile dış ticaret açıklarının da yüksek olmaları vb., diğer ekonomik veriler ve bunların reel hayatta ilan edilenlerden de yüksek olarak gerçekleştikleri dikkate alınırsa, IMF çözüm için akla gelenlerdendir.


Küresel ekonomilerde iktidarlar da, muhalefet de IMF ile çalışma konusunu kendi açılarından iç siyasete konu yaparlar. Burada önemli olan sıkı para politikalarının uygulanması doğrultusunda ekonomik istikrarın sağlanmasıdır. Bu konuya politikadan ziyade ekonomi gözlüğüyle yaklaşım daha gerçekçidir.

İstanbul, Mart’21, 25


9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör