Ekonomi Notları Aralık'21, 15




TCMB, PPK aylık olağan toplantısı 16 Aralık 2021 Perşembe günü yapılacak, eğer bir aksilik olmazsa saat 14:00’te, beklenen politika faizi kararı başta olmak üzere açıklamalar yapacak.


Bu hafta içinde FED başta olmak üzere 19 ülkenin Merkez Bankaları enflasyon ve faizlere ilişkin karar açıklamalarını yapacaklar.


Politika faizi kararının bekleneni, muhtemelen en azından 100bp, hattâ belki de daha fazla oranda indirilecek. CB., faizle mücadele kararlılığını geçtiğimiz günlerde açıkladı. TCMB tarafından alınacak kararın bu doğrultuda olacağına piyasalarda kesin gözüyle bakılıyor.


Politika faizi eğer 100bp indirilirse 15’ten 14’e indirilmiş olacak. Artık herkes biliyor; bu durumda zaten volatilitesi yüksek olan kurlar karşısında TL değer kaybetmeye devam edecek. Dolarizasyon artacak. An itibariyle bilinen, mevduat hesaplarının zaten %60+ ABD Doları.


Büyük olasılıkla yıl sonuna doğru, $/TL kuru 20,00 seviyesini test edecek. Son 13 gün içinde TCMB’nin yaptığı satış yönündeki dört müdahaleye rağmen $ karşısında TL 15,00 sınırına dayandı. Bu durum gazetelerde başlık olarak “Doların önlenemez yükselişi” manşetlerde yer alıyor.


Burada enteresan olan; cari açık değil, fazla verilen bir ekonomide, yerel para biriminin değer kaybetmesi durumudur ki bu; pek rastlanan bir durum değildir. Tarihi bir ilk mi acaba diye düşünüyor insan.


TL’nin $ karşısında değer kaybı yoluyla ihracatın artmasını beklemek, ancak üretimdeki girdilerin ithalata bağımlı olmaması ve emeğin değerinin çok düşük olmasıyla sağlanabilir sanılsa da durum pek öyle değildir. Sürdürebilirliği olanak dışı olan bu yapının devamı halinde diğer taraftan enflasyonun yükselmesi de sürecektir.


İçinde bulunduğumuz hafta başında açıklanması beklenen asgari ücret kararı henüz beklemededir. DİSK en az TL 5.200,00 net talebi ile beklenti içindedir. Diğer sendikalar ve Bakanlık ise TL 4.000,00 sınırının altında bir tespit yapılacağı görünümü vermektedir. Yakın zamanda CB yaptığı bir açıklamada bu defa fevkalâde bir artışla iyi bir asgari ücret saptanacağını belirtmiştir. Bugünün kuru ile bir hesaplama yapılsa TL 5.200,00 bile yetmeyecektir. TL 5.500,00 olması hesaplama doğrultusundadır. Yarın için bir öngörü bulunmamaktadır.


Yeni atanan Maliye ve Hazine Bakanı, yerli ve milli bir ekonomi modeli denemesi üzerinde çalıştığını ifade etmektedir. İçinde bulunduğumuz dönemde ekonomide denenecek nitelikte yeni bir model olması, iktisat disiplini içinde pek olanaklı değildir. Bu bakımdan iktisat teorisi anlamında herhangi bir beklenti umudu bulunmamaktadır.


Herkes tarafından ifade edilen güven konusu, Maliye ve Hazine yeni Bakanı tarafından da, iş insanlarıyla yapılan toplantıda tekrarlanmıştır.


Güven konusu, hepimizin olduğu gibi benim de çok uzun zamandır gündemde olduğunu belirttiğim, fazlasıyla önemsediğim bir konudur. Çok kolay kaybedilebilir nitelikte olan güvenin kazanılması hem zordur, hem de oldukça uzun vadelidir. Yeni Bakan’ın güven tesisi konusunda, pek çok şeye olduğu gibi zamana da ihtiyacı vardır.


Diğer taraftan piyasalarda, gerçekten neredeyse hiçbir konuda güven olmadığı son derece belirgindir. İnsanlarımızın ne meteorolojinin bildirdiği hava durumuna, ne kent içi trafik-yol durumuna ve ne de açıklanan ekonomi verilerine güven duymadıkları malûmdur. Günlük hayatta bunu görmekteyiz, yaşamaktayız.


TÜİK enflasyon ve işsizlik verileri, ENAG enflasyon hesaplamaları ve gerçek hayatta karşılaşılan enflasyon ve işsizlik verileri arasında son derece önemli farklar vardır.


Bu çerçevede enflasyon-kur-faiz ilişkisinde olduğu gibi, enflasyon-istihdam hacmi ilişkisinde de güvenilir kaynağın verilerini kullanmak opsiyonel olsa da, TÜİK verileri resmiyet taşıması bakımından baz olarak alınmaktadır.


Vatandaşın Çarşı-Pazar enflasyonu (Hayat Pahalılığı ve geçim darlığı) ile TÜİK enflasyonu farklı olunca; asgari ücret tespiti TÜİK verilerinden hareketle hesaplanacak ama reel hayatta var olan enflasyonla geçimin sağlanmasına gayret edilecektir. Sayısal değerler çerçevesinde bu, bugün için olanaklı değildir. İnsanlarımızın konuya ilişkin görüşlerini TV’lerde, haber programlarında, röportajlarda izliyor, caddede, dolmuşta, metroda şahit oluyoruz.


Uluslararası piyasalarda Türkiye Ekonomisi, dışa bağımlılığı giderek artan bir ekonomi, TL de konvertibilitesi düşük bir yerel para birimi olarak tanımlanmaktadır.


Yüksek enflasyon ve düşük istihdam hacmi ile yaşamaya çalışan ekonomi, bütçe açıkları ile mücadele ederken, diğer taraftan da özellikle dış ilişkilerinde bir dizi sorunla boğuşan bir yapıdadır.


Uluslararası para piyasalarında CDS (Credit Default Swap) risk primi yüksek risk ifade eden ülkemizin kredi değerlendirme kurumlarınca verilen değerlendirme puanlarında da ciddi düşüşler görülmektedir.


Türkiye Ekonomisi hakkında periyodik rapor düzenlemekten vaz geçen uluslararası değerlendirme kuruluşları vardır.


Bu tür kurumların değerlendirmelerine itibar edilmesi ya da edilmemesi hükümetin kendi kararı olsa da, bu raporlara itibar eden yabancı firmalar ancak Türkiye’de yatırım kararı verebilmektedir. Türkiye’nin de yatırıma, özellikle yabancı yatırıma ihtiyacı olduğu kesindir.


Uzun zamandır IMF ile temasların kesilmiş olduğu görünümü olsa da, Ankara’da IMF ile çeşitli temasların yapılmakta olduğu konuşulmakta, kulislerde bu temasların sürdürüldüğü gerek haberlerde, gerekse TV Ekonomi Programlarında da söylenmektedir.


CoVid-19 pandemisi ve yeni varyantlarının, omicronun da devamlılığı ile tamamlanmak üzere olan 2021 yılı sonunda sadece Türkiye ekonomisi değil, global ekonomilerin hepsi zor günler geçirmektedirler. Global ekonomik kriz derinleşmektedir.


ABD Hazine Sekreteri Dr. Janet Yellen, bu görevi üstlendiğinde verdiği ilk demeçte güçlü bir ABD Doları istediğini belirtmişti. Bunun teminine yönelik olarak da FED Başkanı Jerome Powell’a büyük destek vermişti.


Kontrollü bir enflasyona müsaade edilecek, işsizlik azaltılarak istihdam hacmi artırılarak gelişmede sürdürülebilirlik, lider ekonomi olma hedefi ve güçlü bir ABD Doları politikası güdülecekti.


Ancak enflasyondaki gerçekler, beklenen çizginin umulandan daha kısa sürede, hızla aşılması yeni problemleri de beraberinde getirdi. 2021 Haziran-Temmuz döneminde ABD enflasyonu %4’ler mertebesine ulaştı ve hattâ aştı. FED politika faizlerinde artış yapmayacağını açıkladı. Ancak FED Başkanı, politika faiz değişikliklerinin önümüzdeki yıllar içinde birden çok defa yeniden değerlendirileceğini de belirtti.


Yeni açıklanan enflasyon oranı son 30 yıl içinde yaklaşılmamış bir değer olarak %6,8 mertebesinde açıklanınca işler biraz daha heyecan verici oldu.


FED Politika faizinde artışa gidecek mi ?

Eğer FED politika faizi artışı hangi oranda olacak?


Bu birbirinin uzantısı olan iki soru ve yanıtları global finansman platformlarında ve diğer ülke ekonomilerinde nasıl bir etkileşim oluşturacaktı.


Önemli olan da buydu zaten…


Diğer taraftan ECB Avrupa Merkez Bankası, Başkan Christine Lagarde moral motivasyonu ağırlıklı temasları trafiği ivmesini artırdı. Bununla birlikte ECB enflasyon konusunda sıkıntılı. Bilhassa Alman Ekonomisi de pek alışmadığı enflasyon oranıyla mücadeledeyken AB’nin ekonomi bağlamında rahat olmasını engellemekte…


Tabii enflasyon sadece ABD ve AB ülkelerinde değil, Çin Halk Cumhuriyetinde de, Birleşik Krallık’ta da sorun… Bu derece dünya ekonomilerinde yaygın olan enflasyon, beraberinde değişik düzeylerde ekonomik buhranları da beraberinde getirecektir, hattâ getirmektedir.


Kısa ufuk turunun bu noktasında tekrar kendi ülkemiz ekonomisine döndüğümüzde ekonomik buhranın varlığı tartışılmazken, krizin giderek derinleşmekte olduğu da görülmekte, yaşanmaktadır.


Ülkemizde gündemin ilk sıraları; yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, sürekli artış trendinde olan kurlar ile birlikte son olarak eklenen erken seçim söylemleri ile hareketlenmiştir.


Erken seçim mi olur, ya da derhal seçim mi veya zamanında seçim mi yapılır bunu bilemem. Anayasa ve yasalar çerçevesinde referandum yapılmadığı müddetçe bu konu sadece karar vericilerin inisiyatifindedir.


Son iki gündür konuşulan bir diğer konu da olağanüstü hâl uygulamasına gidilip-gidilmeyeceğidir.


Bugünlerde Türkiye Ekonomi-Politik durumu çok bilinmeyenli denkleme dönüşme yönünde ivme kazanmaktadır. Sonuçta ne karar verilirse verilsin verilecek kararın demokrasi içinde olması, demokratik kararın en doğru uygulama olacağı tek istenen, hedeflenen olması bakımından hem şart, hem de önemlidir.


Seçim platformuna doğru giden süreçte ekonomi ne olursa olsun bir rahatlama sürecine girecektir. $ kur artışları ve hattâ enflasyon bir derece kontrol altında bekleme sürecine girecek, seçim propagandaları doğrultusunda istihdam hacminde de artışlar olacaktır. Bugüne kadar alışılagelen deneyimler tablosunun gösterdikleri bunlardır.


Hepimizin müşterek isteği, dileği; demokrasi içinde kalarak ülkemiz için en doğru tercihlerin ekonomide olsun, siyasette olsun, diğer alanlarda olsun en doğru biçimde, barış içinde yapılmasıdır.


İktidar, muhalefet, ittifaklar, siyasi partiler, vatandaşlar olarak hepimiz, özetle ülkemizdeki bütün kişi, kurum ve kuruluşlar demokrasi içinde en doğru çözümün ivedilikle getirilmesini istemektedirler.


Herkesin bildiklerini özetlemeye çalıştım. Yeni bir şey söylemedim; söylenebilecek yeni bir şey de şimdilik yok zaten…



Hasan R. ARDIÇ

İstanbul, Aralık’21, 15


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Artık ülkemizde yaşayan herkes biliyor ki; 17 Mart 2022 Perşembe günü TCMB, PPK toplantısı kararlarını saat 14:00’te açıklayacak. Bu kararlar içinde de en fazla ilgi çekeni tabii ki politika faiz oran

CDS Credit Default Swap Türkiye’nin CDS primi bugün 700’ler mertebesine kadar çıkış yaptı, 5 yıllık Türkiye CDS primi de 677 düzeyinde. Bu değerler çok yüksek değerler. CDS Primi 300’lere kadar bir de