Ara
  • Hasan Ardic

Enflasyon - Faiz - Kur İlişkisi


Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinde sürekli artış oluyorsa, bu durum ülkedeki paranın satın alma gücünde azalma ve istikrarsızlık getirir ki, biz buna genel anlamıyla enflasyon diyoruz. Halk dilinde pahalılık, geçim sıkıntısı, vb şekilde tanımlanan aslında enflasyondur.


Dikkat edilmesi gereken iki anahtar sözcük; fiyatlardaki artışın genel olması ve tabii ki bunun süreklilik arz etmesidir.


Enflasyon hedefinin konulması, takibi ve istikrarın sağlanması konuları TCMB görev tanımı içindedir.


TCMB;


Yıllık enflasyon hedefini belirler.

(Tahmin yapmaz, mesaj vermez. Hedef olarak belirler ve belirlediği enflasyon hedefine ulaşılması doğrultusunda piyasaların çalışmalarını takip eder.)


Piyasalarda fiyat istikrarı sağlanmasında en üst düzeydeki karar alıcı kurum olarak çalışmalarını sürdürür.


PPK aracılığıyla para politikalarını belirler.


Tabii ki TCMB görev alanı bu kadarla sınırlı değildir. Ancak konumuzun doğrudan etkilendiği görevlerine burada yer verdim.


Enflasyonun iki türü var;


Talep Enflasyonu;


Piyasalardaki arz-talep dengesinde, talebin yüksek olması, fiyatlarda genel bir artışın nedenlerindendir. Bu ilişki TÜFE ile çok net olarak takip edilebilir. Tüketici enflasyonu gibi birçok isimle tanımlanır.


Maliyet Enflasyonu;


Üretim maliyetlerinin artması durumunda üreticiler piyasalarda arzı kısıtlamak zorunda kalırlar. Bu da arz kısıtlaması nedenli, ÜFE ile takip edilen bir enflasyondur.


Yaşamakta olduğumuz enflasyon, maliyet enflasyonudur.


Şimdi bu noktada, önemli olmaya başlayan bir husus var, dikkatlerinizi bu noktaya çekmek istiyorum;


TÜİK tarafından açıklanan yeni değerlerde ÜFE % 31,2 ve TÜFE de % 16,19 dir. Arada önemli bir makas var. Yakın zamana kadar bu makas, ya da ÜFE’nin TÜFE’ye yansıtılması zaman alırdı. En azından takip eden ay sayıları açıklanıncaya kadar…


Ancak artık böyle değil...


ÜFE değerlerinin TÜFE’ye yansıtılması, olması gerektiği gibi, son derece hızla yapılıyor. Takdir edersiniz ki hiç bir üretici zararına üretim yapmak istemez; üretim hobi değil, kâr amaçlı bir iktisadi faaliyettir.


Enflasyon - Faiz ilişkisi iktisatçılar için son derece net, araştırılmış, ölçülmüş bir konudur. Enflasyondan faiz oranına doğru bir nedensellik ilişkisi var, ancak faiz oranından enflasyona doğru bir nedensellik ilişkisi yoktur.


Faiz oranları bilindiği gibi, TCMB PPK tarafından belirlenir. Bu oranların aktarım kanalları aracılığıyla enflasyonu etkilerken, faizlerin uyum sürecinde zaman zaman yaşanan rötarlar, enflasyonun etkilenmesi zaman alır. Dolayısıyla bir ölçüm, belirleme yapılamamaktadır.


Özetle; enflasyon - faiz oranları ilişkisinde, faiz oranları belirlenmesine özel bir dikkat göstermekte yarar vardır. Ekonomide, malumunuz arz-talep ilişkisi son derece önemlidir.


Talep enflasyonunda, faiz MB elindeki temel araçlardandır. Üretim kapasitesini aşan arzda MB faiz artışı ile talebi kısabilir. Eğer bunu yapmazsa o zaman bu kapasite zorlaması enflasyon yaratacaktır. Talebin kısılmasıyla, üretim (arz) normal kapasitesine dönecek, böylece fiyatlar üzerindeki yukarı (artış) yönlü baskı azalacaktır ki; bu da enflasyon riskini giderecektir.


Maliyet kaynaklı enflasyonda fiyat artışları dikkat çekicidir. Bizde oldukça sık görülen; kur artışlarında ithal malı ara girdi birimlerinin fiyatlarının ve döviz karşılığında borçlanma maliyetlerinin yükselmesi suretiyle fiyatlar üzerinde oluşturulan baskıdır. Bu noktada MB faiz artışı silahıyla kur düşürme politikasını uygulayarak sonuç almaya çalışır. Maliyetleri de geri çekebildiği ölçüde enflasyon üzerinde düşüş yönlü bir sonuç almayı hedeflemek gerekecektir.


Bu uygulamalar, stratejiler kısa vadede sonuç vermez. Uzun vadede talepteki azalma, fiyatları düşürecektir. Para politikasının faiz yükseltmesi en az bir yıl gibi bir süre sonunda faizlerin enflasyon yaratması değil, tam aksine düşürmesinin söz konusu olduğu görülecektir.


Ekonomi çok opsiyonlu, değişkenleri fazlaca olan bir disiplin. Bir konuyu irdelerken sadece tek etkenle, ya da olması gereken sayıda etkeni dikkate almadan çalışıldığında yanılmak son derece kolay olabilmektedir.


Ekonometrik teknikleri kullanarak hesaplamaları yapmak ve neticede sonuca varmak çok daha doğru ve bir o kadar da gereklidir.


Genelde enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde faizlerin de yüksek olduğuna bakarak karar vermek, faizlerin yüksek olması enflasyonu da yükseltiyor yanılgısına götürür. Bu nedensel bir ilişki değildir.


Politika faizlerinin yüksek olması enflasyonu düşürmek amaçlıdır. Ancak yukarıda dediğim gibi bu, kısa vadeli değil, ortalama 12-18 ay gibi bir süreyi öngören bir uygulamadır.


Faiz artışı, yükselen enflasyonun gereklerindendir. Tasarrufların özellikle mevduatlardaki tasarrufların bankalara akışı için, faiz oranlarının enflasyon oranının üzerinde olması gerekir. Bu durumda kurların düşürülmesi de bir ölçüde olanaklı hale gelir.


Tekrarda yarar var mı bilemiyorum ama tabii ki bu tek silah değildir. Net olarak belirteyim; faizleri düşürmek enflasyonu düşürmek için yeterli değildir.


Bizde enflasyon - faiz ilişkisini kur etkeni belirlemektedir. Cari açık, sosyal-siyasal dengesizlikler, kamu harcamalarındaki yükseklik kaynaklı bütçe açıklarının oluşturduğu yüksek riskler kur artışını körükleyen nedenlerdir.


İthal girdilere bağlı üretim maliyetlerindeki artış maliyet enflasyonunu yükseltecektir. Yükselen enflasyonun faizleri yükselteceği de açıktır.


Sonuç olarak enflasyon, faiz, kur ilişkileri son derece açık ve bir o kadar da nettir. Yeter ki hesaplamaları yaparken Ekonometrik teknikleri kullanabilelim, yorumlamayı da bu bağlamda doğru yapabilelim.


Hasan R. ARDIÇ

İstanbul, Nisan’21, 4




10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör