Ara
  • Hasan Ardic

Kasım 2020 ilk günleri itibariyle ekonomi...



Bir türlü bitemeyen 2020 yılının son altmış günü içindeyiz.


3 Kasım 2020 Salı günü itibariyle ekonomideki bazı değerler güncelleştirilerek aylık rutin açıklamalar yapıldı.


TÜİK kayıtlarına göre;


TÜFE : 11,89

ÜFE : 18,20


Demek ki %18,20 olarak yıllık bazda açıklanan ÜFE, henüz TÜFE’ye yansıtılamadığından Aralık başında ilan edilmesi beklenen TÜİK enflasyon değeri TÜFE’de %15’den az olmayacak…


Bilindiği gibi enflasyon, en basit tanımıyla fiyatlardaki sürekli artışın anlatımıdır. Daha iktisadi terimlerle okuru yormadan en salt anlamıyla böyle…


Yıllar boyunca Türkiye ekonomisinde enflasyon, çok değişik oranlarda görülmüştür. Batılı ileri ülke ekonomilerinde olduğu gibi, enflasyonda istikrarlı bir gidiş geneli değil, Türkiye’de adeta sinüs eğrisi benzeri bir grafik özeli gözlemlenmiştir.


Ülkemin ekonomi politikalarında hedefler, devamlılık arz etmek yerine, iktidarların siyasal tercihlerine göre şekillendiğinden enflasyona ilişkin alınan önlemler, yapılan uygulamalar da doğallıkla farklılık göstermektedir.


Örnekle anlatmak gerekirse; 1983 yılında %26, 1993 yılında %67, 1994 yılında % 107, 1994 Nisan kararları ile azalma sürecinde olan enflasyon 2004 yılında %11 düzeyinde gerçekleşmiştir.


Enflasyon, tek başına anlam ifade eden bir gösterge değildir.


Ekonomide hiçbir şeyin, tek başına, sürekliliği olan bir anlam ifade etmediği gibi…


Meselâ petrol fiyatlarında ani bir değişikliğin olması enflasyonu etkileyen unsurlardan sadece biridir. Bunun gibi birçok etken var tabii… Kur politikaları, enerji birim fiyatlandırmaları, brent petrolün fiyat değişimleri vb., etkenlerden sadece akla ilk gelenleridir.


Önemli husus; enflasyon ölçümlerinin gerçek hayata uygun kriterlerle yapılarak, fiilen yaşanılan hayatın içindeki matriksler doğrultusunda hesaplanması ve ilan edilmesidir.


Bu durumda; TÜİK Enflasyon Değerleri, Çarşı-Pazar Enflasyon Değerleri gibi değişik, bir diğeriyle çelişen nümerik veri kirliliği de önlenmiş olur.


Ekonomide enflasyon bir hedef değildir, esasen tek hedef de olmamalıdır. Sadece, birbiriyle son derece ilişkili birçok ekonomik olgunun müşterek değerlendirilmesinde bir kavramdır.


Enflasyon...


Önemli midir?


Tabii ki…


Ekonomideki ilk hedef midir?


Hayır, hedeflerdendir, ancak ilk hedef olmayabilir de…


Örneğin istihdam hacmi, ya da kur politikaları, faiz oranları, büyüme vb., hedefler aynı enflasyon gibi öncelikli tercih edilen makro ekonomi opsiyonlarıdır.


Evet, hayat pahalılığı önemlidir…


Vatandaşı yüksek derecede ilgilendiren budur. “Mutfakta yangın var, tencere kaynamıyor.” vb siyasi şekildeki anlatımlarla ifade edilen de budur zaten.


Bu yüzden enflasyon siyasilerin birinci seçim vaadi enflasyonun düşürülmesi şeklinde olur.


Ama işsizlik önemli değil midir?


Ya da daha mı az önemlidir?


Peki hangisi önceliklidir?


Ya faiz politikaları, döviz kurları…


Büyüme...


Dolayısıyla bu tür etkenleri, oluşumları birbirinden ayrı değerlendirmek, iktisatta pek doğru karşılanmaz. Doğru bir karışım potasında yorumlayarak seçim tercihimizi yapmak bence en uygunudur.


Bazı çalışmalarda ceteris paribus (diğer bütün şartlar sabit kalmak üzere) kullanılsa da, reel hayatta öyle olmaz tabii…


Enflasyon, enflasyonla mücadele, makro ekonomik yapıda ülkemin uzun yıllardır gündeminde olan önemli bir konudur.


Bunu bir kenara bırakmak gibi bir opsiyon da yoktur.


Belki ters gelebilir ama, bazen enflasyon kontrol edilebilir koşullarda artarsa bu, o dönem için daha da tercih edilen olabilir.


Esasen konu ne olursa olsun para politikalarında belirlenmektedir.


Eğer ülkeye yeterli ve sürekli döviz girdisi yüksek olabilirse, birçok ekonomik sorunun çözümü de vardır.


Bunu şu şekilde özetlemek olanaklı; ihracat ve turizm, bunların yanında da yabancı sermaye girişi olduğunda; cari açık verilmeyecek, (Türkiye’de cari açık nedenlerinden biri de bilindiği gibi, yüksek faizden yararlanmak üzere yapılan kısa vadeli sermaye girişleridir.) ihracat ithalatı aşmış olacak ki dış ticaret dengesi pozitif olacak, kur politikaları lehte çalışacak, faiz oranları ve enflasyon düşük düzeyde kalacaktır.


Bu noktadan devam ettiğimizde; faiz oranları-enflasyon-kur politikaları üzerine belirtmek istediğim hususlar şu şekildedir.


Türkiye’de, yıllar boyunca maalesef tutarlı bir faiz politikasının izlendiğini söylemek olanaklı değil…


Dolayısıyla, reel faizlerle enflasyon arasında da denge kurmak yine maalesef mümkün olamamıştır.


Sonuç; bütçe açıklarının oluşması… (Tabii ki tek neden bu değil, ama önemli nedenlerden biri budur.)


Vereceğimiz gerçek örnek ile bugünkü durumu karşılaştırmak mümkündür.


1999 yılı Hazine iç borçlanma yıllık bileşik faizi ortalama %106’dır. 2000 yılı enflasyonunu düşürmek için alınan önlemler çerçevesinde %106’dan %38’e çekilen faiz oranının enflasyondaki etkisi %53 olan enflasyonun %51’e indirilebildiğidir.


Görülen; faiz oranı indirilmesinin enflasyon oranını çok fazla etkilemediğidir.


Elbette minör bir etkilenme olsa da bu; çok kayda değer bulunmamaktadır.


Kur politikaları konusunda, yukarıda yazdığım cümle esasen işin özetinin de özeti olarak kabul görmektedir.


Eğer yabancı sermaye kalıcı, sürdürülebilir yatırım amaçlı olarak ülkeye yeterince girmezse, turizm ve ihracat gelirleri, girdileri yeterli olmazsa, kur belirlemede etkiniz de olmaz.


Bu kadar açık, bu kadar net ve bu kadar özetin de özeti şeklindeki realite budur.


Bence petrol de, doğal gaz ve enerji de, altın ithalatı/ihracatı da, re-eksport ve diğer dövize natık işlemler de, hepsi bu kapsam içindedir.


TÜFE içinde yer alan unsurların ayrı ayrı değerlendirilmesinde çok dikkat çekici bir husus yok...


Örneğin içki fiyatlarında şu kadar artış olmuş, yeşil biber ayın en fazla artan gıda maddesi imiş vs., bunlar reel hayatta belki konuşulur ama, enflasyon analizlerinde önemli parametreler değildir.


Önemli olan; doğru kriterlerle enflasyon oranı belirlemektir.


Biliyorsunuz ekonomik kriz dönemlerinde ülkemde; iş dünyası önce reklâm ve tanıtım giderlerini keser, işçi maaşlarını sabitlemeye çalışır, işçi/eleman çıkarmalar başlar, halk arasında kültür etkinliklerinin izlenme oranları neredeyse sıfırlanır, TV dizileri daha fazla izlenir, kuruyemiş satışlarında adeta patlama görülür.


Tekrar enflasyona dönersek görülen şudur.


Geçen ay endekste yer alan 418 maddeden, 52'sinin ortalama fiyatında düşüş olurken, 42'sinde hiçbir değişiklik olmamış, 324'ünde ise artış kaydedilmiştir.


Fiyattan bağımsız olarak irdelenirse; 418 ürünün 324’ünde artış olması ciddi oranda reel bir enflasyonun var olduğunun net göstergesidir.


İstihdam, büyüme, kayıt dışı ekonomi, özelleştirmeler, ekonomide yapısal değişiklikler, asgari ücretin belirlenmesi güncellenmesi, yoksulluk sınırı ve diğer benzeri hususlar bundan sonraki yazılarımda yer vermek istediğim önemli konular olacak.


İktisatçı olmak, falcı olmak ya da geleceği okumak değildir, kâhinlik yapmak hiç değildir. Eldeki verilere göre yapılan bazı değerlendirmeler, en az hata payı içinde yapılabilecek öngörülere de dayanak olur, ki bu da doğaldır.


Ancak bu öngörüler mutlaka gerçekleşecek diye bir şart yoktur.


Türkiye’de gördüğüm bir alışkanlık var; tahminde bulunursunuz; gerçekleşirse konuşulursunuz, gerçekleşmezse zaten kimse size sormaz, hızla tahmininiz unutulur.


Halk arasında bu durum totoculuk (Spor Toto’dan gelir) olarak da adlandırılır. İddialara girilir. Bu da işin biraz eğlenceli tarafıdır.


Şimdi bu bağlamda birlikte biraz eğlenelim;


Trump bir şekilde 4 yıl daha başkanlığa devam edecek, ancak Senato’da yine bu dönemde olduğu gibi pek güçlü temsil edilmeyecek. Bazı yasaların Temsilciler Meclisinden geçmesi Başkanı zorlayacak.


Swing Counties (Değişken kararlı seçmenlerin olduğu yerleşimler anlamında) Wisconsin, Florida, Pennsylvania kesinleşen sonuçları etkin belirleyici olacak.


TL bir süre daha başta $, € ve Pound olmak üzere yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmeye devam edecek. Böyle giderse yıl sonu itibariyle, bankaların döviz pozisyonlarına da bakarak kur artışının sürmesi beklenmeli.


Bu günlerde mevduat faizlerinin yaklaşık 15+, hattâ %16 olması en azından gün itibariyle matematik geliyor. Bu, an itibariyle yeterli olmasa da özellikle TL’nin değer kaybının durması anlamında dikkate alınmaya değer.


Bu öngörülerde bulunurken tabii ki hiçbir resmi duyum, insider information, özel bilgi vb., veri alınmamıştır.


Kişisel tahminlerdir.


Kısmen ya da tamamen gerçekleşebilir, ya da gerçekleşemez.


Bakacağız ve de göreceğiz...

5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör