Ara
  • Hasan Ardic

N'olur yapmayın...



Olacakları öngörebiliyorum. 60 yılı aşkın süredir bu ülkede yaşıyorum. Değerli arkadaşım Cem Ceminay’ın çok beğendiğim tabiri ile “Canım Türkiye’m” deyim.


Tabii bu deneyim, 60+ yıldır ülkemde yaşayarak edindiğim bu deneyimler dizisi, doğal olarak kişiye, geçmişe bakarak yakın gelecek için öngörülerde bulunma yetisi kazandırıyor.


Falcı olmasanız bile, geleceği okumak aşağı yukarı olanaklı bu güzel ülkede…


Çok da yanılmazsınız hani…


Malûm; bugünlerde dünyadaki herkesin ortak ve birincil derecedeki konusu CoVid-19 salgını.


Herkes bu felâketle uğraşıyor; Sağlık çalışanları, ekonomistler, politikacılar, sendikalar, STK, kamu kurum ve kuruluşları, perakendeciler, AVM'ler, vb herkes, her kurum…


Ortada müthiş bir bilgi devinimi ve neredeyse bir o kadar da bilgi kirliliği var…


Bilen, bilmeyen herkes bir şeyler anlatıyor CoVid-19 hakkında.


Milletin ağzı torba değil ki büzeceksiniz gibilerden pek bilinen bir söz de vardır zaten…


İşte tam da o hesap...


Ülkemde işin ciddiyetine varıldı, önlemler alındı, tedavide başarı da sağlandı, salgının tıbbi doğası gereği maalesef can kayıpları da oldu. Sayısal olarak bakarsak iyileşenler daha fazla.


Görebildiğim kadarıyla yaşadığım çevrede, özellikle önlemlere ciddi biçimde uyum gösterilmesiyle, bu tür yerlerde salgının kontrol edilebilir halde olabileceği de görüldü.


Aslına bakarsanız, bana göre gerçekten önlem süreci ve birinci dalga olarak adlandırılan bu dönemde tedavi ve bakım süreçleri de olabildiğince başarılı oldu…


Tabii burada bahsettiğim şehir, İstanbul’um ve yaşadığım semtten ibaret değil Türkiye’m. 81 il ve yaklaşık 83 milyon nüfuslu bir ülke burası.


Bilemediklerim, göremediklerim, bildiklerim ve gördüklerimden kat be kat fazla…


İşte bu noktada, öngörüler ve yaşadığım geçmişten alınan dersler devreye giriyor.


Nedir bunlar?


Gelin, şöyle bir bakalım beraberce…


Karamsarlık yok…


Sadece bakacağız, saptamalarda bulunacağız…


Tutarsa bize “Söylemişlerdi” derler…


Tutmazsa, zaten kimse bir şey demez…


Ama tutacak; bakın göreceğiz beraberce...


İlk konu, ülkemde herkes herşeyi bilir…


İşi olsa da olmasa da, eğitimi dahilinde olsa da olmasa da bu böyledir.


Rahmetli Uğur Mumcu’dan öğrenmiştim; okumuş muydum, dinlemiş miydim şimdi net anımsamıyorum ama o zamanlar bu söz çok dikkatimi çekmişti. “Ülkemizde, bilgisi olmadan fikri olanlar çoktur.” gibi bir cümle…


Hakikaten öyle olduğunu da gördüm zaman içinde…


Cem Yılmaz’ın bir stand-up komedisinde, “... aynısı kaynımda da var…” yaklaşımını hatırlarsınız. Onun gibi bir şey işte... Daha da iyi anlatılamazdı...


Öyle…


Özellikle başta tıp olmak üzere bir çok konuda sayın ahalimiz herşeyi bilir (!) İlaç tavsiye edenler mi istersiniz, TTK veya başkaca bir yasa konusunda adetâ Yargıtay’dan dönmeyecek kesinlikte fikir verenler mi....


Bilemem…


Tercih sizin, hangisini isterseniz onu alın, dilerseniz hepsini…


Bakın burada iyiniyetli oldukları kesin, ama ana konu; niyet değil, bilimsel gerçekler…


İşte zaten yanlış da burada başlıyor…


Yoksa kimsenin niyetini tartmak benim işim değil…


Coğrafya itibarıyla insan yapımız; söylenene özellikle ilk söylenene derhal inanmak, doğruluğunu test etmeden sahiplenmek olup, ateşli, heyecanlı insanların çoğunlukta olduğu Orta-Doğu’da, nedense hep bir acelecilik vardır…


Cümleler hep ...cek / ...cak ile biter.


Yahu bir bekleyelim; yapalım ondan sonra cek-cak diyeceğimize yaptık, ettik, başardık diyelim. Olmaz mı?


Olmuyor…


Başarıya açlık sadece ülkemde değil, bu coğrafyada her yerde daimi…


İlk mücadele edilmesi gereken; “Bana bir şey olmaz” kafası…


Bu neden vardır, niye böyledir anlayamıyorum.


Bu ilahi torpil nerden geliyor, neden sana geliyor?


Herkes bu kafada olunca bu durum ayrıcalık olmaktan çıkmıyor mu?


Bunu da bilemiyoruz…


Her türlü inanca hakikaten saygı duyarım. Asla da taviz vermem. İsteyen istediği kutsalına inanır, inançlarına uygun yaşar, inançlarının gereklerini yerine getirir. Buna kendi adıma söyleyeyim başta ben olmak üzere hiç kimse karışamaz.


Bu gayet açık ve net…


TV kanallarındaki sokak röportajlarında izliyorum; “Biz müslümanız, Allah bizi korur…” diyorlar.


Peki…


Bu salgından dolayı vefat eden vatandaşlarımız müslüman değil miydiler?


Böyle demek çok ayıp, çok saygısızca… Ayrıca inandığım kadarıyla Allah birdir ve bütün semavi dinlerin Tanrısı aynıdır…


O zaman bu ayrımcılık nereden kaynaklanıyor?


Demek ki bu iş dinî değil, tıbbi.


O zaman tıbbın gerek gördüğü önlemler alınacak; maskeler takılacak, sosyal mesafe denilen mesafe korunacak, eller tarif edildiği şekilde yıkanacak, bağışıklığın düşmemesine gayret edilecek, imkânlar ölçüsünde dengeli ve yeterli beslenilecek, mümkün ise evde izole kalınacak…


Konunun mesleğim ve uzun yıllar boyunca yaptığım işlerim açısından ele alınmasına gelmek istiyorum aslında…


AVM’leri haftaya açmak isteyen bir kesim var. Ayrımcılık değil; açmak isteyen de var, açılışı daha sonraya bırakmak isteyen de…


Diyelim, listelenen tüm dezenfeksiyon önlemleri alındı, ateş ölçerler hazır, ilaçlamalar yapılıyor, maskesiz adım attırılmıyor, dezenfeksiyon mükemmel vs., vs…


Allah aşkına elinizi vicdanınıza, şapkanızı da önünüze koyun ve yanıtlayın lütfen; bunların olacağına, sürdürüleceğine ve de tam olarak uygulanacağına inanıyor musunuz?


Bana pek inandırıcı gelmiyor da…


Keşke olsa, ama olmuyor...


Marketlere maskesiz girilmemesi koşulu kondu. Vatandaşım ne yaptı; marketten çıkan birinin maskesini rica etti…


“Abi, şu maskeni 2 dakikalığına verir misin, bir sigara alıp çıkacağım…”


Hadi buyrun…


Yaşlı bir hanım, yanında belli; torunu, ağlıyor da… AVM’ye girecek. Maske diyor kapıdaki görevli… Hâttâ birer de maske veriyor onlara.


Teyzemizin olası söylemi; “Evladım, baksana ağlıyor, zaten takmaz da, şu oyuncakçıya bir girip çıkacağız yavrum…”


Buyrun…


Falanca partinin filanca ilçe başkanı, filanca karakol amiri, vs… maske takmazlarsa ne yapacaksınız bu durumda. AVM’ye almayabilecek misiniz?


Çok sıradan bir örnek, birbirine yakın iki AVM, birine girmeye çalışanın ateşini ölçmeye çalıştınız kapıda.


Tamam…


Cevap şu; “Yahu şimdi yandaki komşunuz olan AVM’den çıktım valla. Orada ölçtüler ateşim yok…”


Buna da buyrun…


Sosyal mesafe…


Bunu belirli bir bilinç düzeyinin altına anlatmak zaten olanaklı değil…


Özetle işi bir nebze Eczacılar başardılar, ama maalesef eczacı ve eczane çalışanı insanlarımızdan da CoVid-19’a kurban verdiklerimiz var…


Şunu demek istiyorum;


CoVid-19 salgını tıbbi anlamda en uygun ve ciddi şekilde duraklatılmadan, artık bu aşının bulunması, denenmesi, olumlu yanıt alınması gibi süreçlerden sonra mıdır, benim konum değil, hayatı sosyalleştirmek, alınan önlemleri esnetmek hiç ama hiç doğru olmaz.


Ama bu olacak...


Erken olacak hem de…


İşte o zaman, alınan önlemler, salgınla mücadelede verilen kayıplar, katlanılan izolasyon eziyeti, mağduriyetler, sağlık çalışanları başta olmak üzere halkımıza bu dönemde en özverili şekilde hizmet verenlerin tüm emekleri boşa gidecek…


Bu cümlelerime karşılık bazı reaksiyonları duyar gibiyim.


Özellikle ekonomsal reaksiyonları…


Haklısınız…


Siz de tabii ki haklısınız…


Geçim derdinde olmak, çocuk okutmak, ev bakmak, yaşlılara ilaç ve bakım sorumluluğu taşımak ve sonuçta halkımın güzel bir tabiridir; “Eve ekmek götürmek” sorumluluğunda olmak tamamen başka bir şeydir. Saygı duymak gereklidir. Hepimiz bunu saygıyla karşılıyoruz.


Ama soru şu;


Tek bir seçeneğiniz var; sağlık mı, geçim mi?


Tabii ki sağlık…

Ama…


Geçim olmazsa sağlık da olmaz…


Doğru mu?


Doğrudur…


O zaman bu noktada iş her ülkenin kendi devletine düşüyor. Sadece devletler de değil, belki STK’lar, hayırseverler, vd… kişi ve kurumlara da…


Tabii burada sadece geçim derdinde olanlara yardım etmekle soruna çare bulunduğunu söyleyebilmek mümkün değil…


İşin en önemli iktisadi tarafı da; makroekonominin ne şekilde ayakta tutulabileceği, iyi niyetle bahsettiğim bu yardımların nasıl fonlanacağı, çalışanların, emeklilerin, eğitimdeki insanlarımızın kişilik hakları ve sosyal haklarının ne şekilde düzenleneceği de çok önemli konuların sadece başta gelen bir kaçıdır.


AVM’ler, perakende mağazacılık adına her ne dersek diyelim, sonuçta perakende sektörü de, aynı sanayide olduğu gibi, aynı ticaretin diğer sektörlerinde olduğu gibi bu erken önlem esnemesini ekonomik açıdan isteyen, ancak sağlık açısından da kuşkularını gizlemeyen sektörümüz, zorlanacaktır.


Halkımın, inancı, gelenekleri, alışkanlıkları, sosyal yaşamının kendi içindeki uygulama alışkanlıkları var. Bunların tamamına gerçekten saygılı olan biri olarak, en net şekilde aynı saygıyla söylüyorum; herşeye rağmen CoVid-19 önlemler bütünü Ramazan Bayramı arefesine doğru esneyecektir.


Burada Ramazan Bayramı sadece bir zamanlama anlatmak için konuya dâhil edilmiştir. Malûm bizde bayramdan önce, bayramdan sonra gibi zamanlama dilimleri vardır ve uygulamada da geniş yer bulur. Bu, her yıl sıfırlanan bir milattır adetâ...


Tahsilde çekiniz vardır, “Abi hayırlısıyla Bayramdan sonra inşallah” derler. Sizin ödemeniz vardır. “Abi Bayramdan önce ödersen ben de çalışanlara bayram ikramiyesi vereceğim.” derler.


Yani vardır...


Göreceğiz, hep birlikte hem de…


Burada sakın kimse yanlış anlamasın; devletin, hükümetin, kamu otoritelerinin ve siyasilerin kabahati yok…


Evet yok…


Bilimin gerçeklerinden uzak davranışlar bütünü ve toplum baskısı, salgın önlemlerinin esnetilmesini zorunlu kılacaktır.


Dayanak şu;


Dört gün sokağa çıkma yasağı uygulaması var, dördüncü gün gece yarısını beklemeden millet mahalle arasında maç yapıyor.


Maske zorunluluğu var, sokaklarda maskesiz bir sürü de vatandaşım var.


Bana bişey olmazcılarımız da ayrı...


Tamam karamsar olmayalım da, bu önlem esnemesi durumunda karşılaşacağımız ikinci dalga salgının bedelini nasıl ödeyeceğimizi de düşünmek lâzım. Maddi değil, vefatlarla oluşan bedeldir kast ettiğim…


İşte onun için yazımın başlığını “N’olur yapmayın!” olarak koydum. Evet, n’olur yapmayalım… Aceleci olmamaya çalışalım. Karamsar değil tedbirli olalım…


Bakın Fransa, İspanya ve Yunanistan normale dönme kararı alırken, ABD’de sonbahar alarmı veriliyor. Çünkü an itibarıyla ABD’de CoVid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı Vietnam savaşında ölenlerin sayısını geçmiş durumda.


Bu arada kademeli geçiş de gündemde, yeşil bölge, kırmızı bölge uygulamaları hazırlanıyor Avrupa’da.


Bu arada normale dönmeden önce ki bu normalin eskinin normali mi, yeni normal mi olduğu, olacağı da ayrı bir tartışma konusu ama bunu şimdilik bir kenarda tutalım.


Çünkü konuşulan; alınan önlemlerin esnetilmesi….


Yani; hazırlıkları yapılmış, kuralları tıbbın öncülüğünde belirlenmiş, hukuksal yaptırımları ve iktisadî çerçeveleri çizilmiş bir normale dönüş değil, alınmış olunan CoVid-19 önlemlerini esnetmek söz konusu olan…


Bu sadece ülkemde değil, diğer birçok ülkede de maalesef böyle…


Eh durum böyle olunca da...


N’olur yapmayın… demekten başka bir şey kalmıyor...


47 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Şöyle bir, duruma bakalım...

Son birkaç aydır hayatın içinde bizde değişen bir şey yok gibi… CoVid-19’ dan başlayalım… CoVid-19, CoVid-21 (!) oldu… Bu gidişle devam da edecek… Temmuz ayında belirtildiği gibi, vaka ve kayıp sayıla