Ara
  • Hasan Ardic

Tamam; AVM'leri kapatalım, ligleri erteleyelim de ...



Ortak Anlayış

Dünyanın pek çok ülkesinde, hep beraber, müthiş bir virüs salgını yaşıyoruz.


Geometrik diziyle artıyor CoVid-19 yayılımı.


İnsanlar ölüyor, insanlar diğer insanlara yardımcı olmaya çalışıyor, bir kısmı önlem almaya gayret ediyor, diğer bir kısmı evine bile gidemeden aralıksız çalışmak durumunda, başka bir kısmı da evinden bile çıkamıyor.


Durum bu…


Bunu hepimiz biliyoruz…


Hepimiz yaşıyoruz…


Ve galiba bir süre daha da yaşamak zorundayız...


Herkes de bu durumu konuşuyor; Türkçe ya da Çince veya Portekizce, İngilizce veyahut Almanca, belki İtalyanca…


Adeta dil bilmeye gerek kalmamış gibi; herkes aynı şeyi konuşuyor…


Ve herkes birbirini anlıyor…


Durum çok ciddi…


Peki yapılması gereken nedir?


Panik yapmadan, CoVid-19 virüsünün yayılmasına engel olmak…


Bu engel olma işini, hepimiz ama hepimiz yaparsak ancak bir ölçüde başarılı oluruz.


Ortada değişik modeller oluştu;


Güney Kore Modeli,

İtalya Modeli,

Singapur Modeli gibi…


Esasen bu CoVid-19 felâketinin; dili, dini, rengi, cinsiyeti milleti, coğrafyası, iklimi yok…


Bu bir virüs, hızlı yayılan, sonunda ölüm olabilen; her ne kadar ölüm oranı için %3 falan gibi değerler verilse de tıpta %3; yüksek, çok yüksek bir oran…


İşte CoVid-19 öyle bir virüs…


Bu viral savaşta;


Öncelikle panik yapılmayacak,

Doğru önlemler alınacak ve harfiyen herkesçe uyulacak,

Hijyen mutlaka sağlanacak…


Yani;


Bu bir anlayış

ve


Birlikte hareket etme zorunluluğu…


Başka türlü sonuç almak olanaklı değil…


Bu arada alınan önlemlerin tam olarak uygulanması bile virüsün yayılmasında %100 başarılı sonuç alınmasına yetmiyor. Sadece iyileşmeyi sağlayabiliyor, yayılma hızını yavaşlatabiliyor…


Bütün ulusal ve uluslararası TV kanallarında her türlü matematiksel hesaplamalar yapıldı, konu hakkında konuşuldu, önlemler defalarca anlatıldı…


Ben burada bunlardan bahsetmeyeceğim…


Konuya sektörel açıdan bir yaklaşımda bulunmak istiyorum, onu paylaşacağım sizlerle…


Son on gündür iki konu çok yoğun şekilde CoVid-19 gündemimizde yer alıyor, tartışılıyor;


AVM’ler kapatılmalı, spor karşılaşmaları ertelenmeli…


Tamam…


Tamam…


İnsan sağlığına, yaşama hakkına verdiğimiz önem çerçevesinde...


Böyle bir durumda;


AVM’leri de kapatalım, spor karşılaşmalarını da erteleyelim...


Bunlar çok doğal ve çok da insancıl kararlar…


Karşı çıkmak da akla zarar…


Ancak, her şeyin bir usulü, eskilerin dediği gibi bir adabı (yöntem anlamında tabii) vardır, olmalıdır…


Spor konusu sektörümüz dışı bir konudur, ancak insan kalabalıklarında CoVid-19 bulaşması hem çok olanaklı, hem de çok kolay ve hızlı olduğundan spor müsabakalarının da AVM’lerin kapatılması kadar doğru olduğu muhakkaktır.


Benim esas olarak söylemek istediklerim şunlar;


AVM konumuzdan başlayalım.


Tamam, böyle bir virütik salgın var, Wuan’da başladı ve hızla tüm dünyaya yayıldı.


Bizim sektör, yani perakende sektörümüz, oldukça uzun sayılabilir bir süre içinde; AVM’leri kapatalım mı, çalışma saatlerini mi kısıtlayalım, AVM’leri kapatmayalım mı gibilerinden yoğun bir söylenme temposunda bir süre kalakaldı.


Madem ki kalabalıkta bulunmak risk arttırıcı bir durum, o zaman kalabalık kapalı alanlardan AVM’lerin bir ayrıcalığı yok; onları da kapatacaksınız…


Bu iş öyle çalışma saatlerini kısıtlamakla falan olmaz.


Olursa iki durum ortaya çıkar;


Bir;


Çalışma saatleri dışında virüsün yayılma hızı daha mı yüksektir (!) de o zaman dilimini hariç tutuyorsunuz,


İki;


Çalışma saatlerinizi azaltmak, kalabalığı yoğunlaştırmak demektir ki zaten buna önlem almaya çalışıyorsunuz, derler adama...


Bu iki nedenle, zaten virüsün de yapısına uygun olmayan bu tedbir anlayışıyla bir yere varılamayacağı AVM’ler ve dernekleri tarafından anlaşıldı…


Buna nihayet diyebileceğimiz bir gecikmeyle oldu da denebilir.


Burada şunu hemen belirtmek gereklidir. O da perakendeciler, bu konuda AVM yönetimlerinden çok daha erken davrandılar. Önce bireysel olarak CoVid-19 nedenli olarak bir süre mağazalarını kapatacaklarını, E Ticaret yoluyla müşterilerinin gereksinimlerini karşılayacaklarını nazikçe ilan yoluyla duyurdular.


Bence her birinin duyuru dili diğerinden güzel, yumuşak, panikten uzak, samimi ve başarılıydı.


Galiba tamamına yakınını okudum…


Duyuru sayısı artarken, perakendeciler de daha bir beraberlik görünümü verdiler.


Uygulama başarılıydı.


Daha ziyade perakendecilerin dernekleri konumunda olan marka dernekleri ve diğerleri de bu tutumu; hem talep ettiler, hem de destek verdiler…


Ancak benzer durum maalesef, hâttâ çoğu zaman olduğu gibi AVM tarafında, bu defa da olamadı. Önce çalışma saatlerinin düzenlenmesini, AVM’lerin 10:00-20:00 saatleri arasında çalışmasının bir CoVid-19 önlemi olup-olamayacağı tartışıldı. Daha sonra da 12:00-20:00 arası çalışmayı CoVid önlemi olarak tavsiye niteliğinde düşündüler. En sonunda da kararlaştırdılar...


Bu arada, perakendeciler mağazalarını kapatmaya başlamışlardı.


Daha cesur ve daha da önemlisi daha gerçekçi davrandılar.


Bakın burada söylemek istediğim iki nokta var:


AVM ya da mağazaları kapatmak ya da kapatmamak değil bütün mesele,


Kapatalım tamam da şartları ve önlemleri de alalım.


Söylemek istemediğim nokta da kapatma eyleminin tartışılması.


Konu çok ama çok önemli, bu bakımdan hepimiz, hâttâ istisnasız hepimiz, bu önlemleri almakla yükümlüyüz, üstelik sadece kendi hayatımız için değil, hepimizin yaşama hakkına saygı için…


Burada, yazmak gerektiği için kısa da olsa yazacağım hususlardan biri:


Örneğin AVM’leri kapatmanın doğru olmakla beraber diğer koşullarını dikkate almak gereği. AVM’lerde ve mağazalarda ve onların şirketlerinde ülke genelinde çok sayıda çalışanı var.

Ülkedeki AVM sayısı an itibariyle 436.


Perakendedeki marka sayısı da muhtemelen 200+ civarında. Yasal koşullardaki istihdam hacmini hesaplamak durumunda günde perakende için 2, AVM’ler ve taşeronlar için de 3 vardiya sistemi, izin, yedek ve değiştirme elemanlarıyla sayı oldukça yükselecektir.


Türkiye’ de çalışanın aile çarpanı 4,2 dir. Bu durumda milyon mertebesinde insan, doğrudan ve dolaylı olarak bu sektörden geçimini sağlamaktadır.

Bu işin çalışan (işçi diyelim) tarafı.


İşin bir de işveren tarafı da var elbette.


Yerli ya da yabancı sermaye veya her ikisinin TL ve/veya döviz bazında kredi kullanan, kira alan / kira ödeyen karması ile yatırım yapan, yukarıdaki istihdama vesile olan, vergi ve SGK muhatabı olan taraf...


Özetle bi taraftan insanları işsiz bırakmamak ama diğer taraftan da işveren mağduriyetlerini karşılamaya çalışmak, ödemeleri yapmaya çalışmak, ki bu herkes ve her kurum için geçerlidir, çok zor bir çözümü olan / olmayan bir konudur.


Her çalışan evden çalışamaz, her firmanın da E Ticaret kanalı yok...


Eğer sorunu ekonominin kuralları içinde ararsanız çözüm zaman alabilir, zor olabilir, özveri koşulları bu defa kamu da dahil olmak üzere her taraf için hakikaten zor olur, ama olur…


Bu bir ön hazırlığı gerektirir, acil eylem plânı gerektirir, kriz yönetimi gerektirir, soğukkanlı ve adil yaklaşım gerektirir. Hepsinden bir tık fazla olmak üzere ortak anlayış gerektirir.


Gelmek istediğim nokta da bu: Ortak anlayış…


Bu konuyu anlamak ya da anlatmak sevgili halkım söz konusu olunca biraz karmaşık, hâttâ çok da zordur.


Ortak anlayış hususunda konu; ülkenin saldırıya maruz kalması, savaşmak mecburiyetinde bırakılması, terör vb hususlar ise, bizim millet derhal o an, bir ve beraber olur.


Herkes aynı anda, anında ortak anlayışta şaşırtıcı biçimde hızla birlik ve beraberlik ruhunu kabullenir, vatanı için canını verir…


Ortak anlayış hususunda konu; böyle bir sağlıksal felâket, bir salgın, bir deprem beklentisi vb ise, işte o zaman meşhur; “Bize bir şey olmaz!” devreye girer.


Bu sadece ülkemizde değil, her ülkede, ya da hangi ülkede olurlarsa olsunlar Türkler için geçerlidir.


Hemen bir örnek verelim. Bilirsiniz zaman zaman özellikle Amerika’nın doğusunda şiddetli doğa felâketleri olur. ABD batısında da meselâ California’daki yangında ABD İtfaiye teşkilâtında çalışan görevlilerin, korunmaları amacıyla oradaki yerleşik insanların evlerini boşaltma isteklerine bir tek Türklerin “Bize bir şey olmaz!” cevabını verdikleridir, ki görevliler bu yanıttan hiçbir şey anlayamamışlardır.


Bırakalım California'yı, 1999 depremi üzerinden 20 yıl geçmiştir, ama hâlâ alınması gereken acil (!) önlemler bulunmaktadır. Bu bile tamamen olmasa da kısmen “Bize bir şey olmaz!” anlayışı doğrultusundadır.


Din öğesinin kuvvetli olduğu coğrafyalarda, toplumlarda bir de din, inanç kuvvetinin koruyucu olduğuna inanılır, ama diğer taraftan aşının bulunması da beklenir hani…


Karantinayı ciddi ve önemli bir tedbir olarak kararlaştırıyoruz, ama bir taraftan umreden dönenler, diğer taraftan bir üst düzey devlet memurunun kızı mı neyse onun karantinaya giden otobüsten önce alınması, tepkiler çoğalınca da bir süre sonra karantinaya gönderilmesi, başka bir olayda bir babanın kızını karantinadan kaçırması gibi onlarca duyduğumuz, TV’den izlediğimiz, belki yüzlerce de haberimizin olmadığı örnek vardır…


Bu tür salgın virüslerin, global felâketlerin; din-iman, ulus, kamu-özel sektör yöneticisi, zenci-beyaz-sarı ırklar arası tercihleri olamaz!


Virüs korunabiliyorsanız bulaşmaz, karantinada olmanız gerektiğinde de karantinadan kaçarsanız size ve/veya birilerimize bulaşır.

İ

ster AVM kapatalım, ister maçları erteleyelim, herkesin çok iyi anladığı, bildiği ortak anlayışımız olmadıkça umulan yarar alt sınırda kalmak durumundadır...


Aslında hepimizin topluma anlatmaya çalıştığı da budur.


O olmuş, bu olmamış, şuraya gitmiş, buradan gelmiş…


Her neyse bunlarla ilgilenmiyorum.


İlgilendiğim tek şey; alınan önlemlere en titiz ve istisnasız şekilde uymak, herkesin uyması; böylelikle en kutsal hakkımız olan yaşama hakkımıza saygı gösterilmesidir.


Yoksa AVM kapatmışız, sokağa çıkma yasağı getirmişiz, ibadet yerlerinde toplu ibadet yapılmamasını tavsiye etmişiz hiç bir anlamı kalmaz bu CoVid-19 felâketi karşısında…


Değişik TV kanallarından izlediğim kadarıyla maalesef gidişatımız, her türlü gayrete rağmen pek olumlu görünmüyor. İtalya’nın karşılaştığı acı sonuç umarım ve dilerim başta tabii ki ülkem olmak üzere hiçbir ülke için gerçek olmasın…


Sosyal medyada ve bazı haber kanallarında bahsedildiği gibi eğer özel hastaneleri de devlet kurumu şeklinde algılamamız istenmekteyse, bu geçici süreli de olsa, durumumuzun vehameti hakkında bir fikir veriyor…


Dünyadaki bilinen CoVid-19 gerekçeli yaşam kaybı sayısı şimdilik 10.000 ve ülkemdeki CoVid-19 gerekçeli yaşam kaybı sayısı şimdilik 9 ise, “Şimdilik” ibaresinin kaldırılması durumunda, neler olacağı hakkında konuşmamayı eminim hepimiz tercih ederiz...



36 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Şöyle bir, duruma bakalım...

Son birkaç aydır hayatın içinde bizde değişen bir şey yok gibi… CoVid-19’ dan başlayalım… CoVid-19, CoVid-21 (!) oldu… Bu gidişle devam da edecek… Temmuz ayında belirtildiği gibi, vaka ve kayıp sayıla